Yaratıcılığın Sınırsızlığı: “AV: Tuhaf Korku Hikayeleri”

Korku hikayeleriyle aranız nasıldır? Paranormal olaylar, gerçeği ile ayırt edilemeyen o uyku kaçıran hikayeler… Kulağa oldukça ürpertici geliyor değil mi? Fakat korkmayın! Çünkü şu sıralar yeni kitabı Av: Tuhaf Korku Hikayeleri eşliğinde raflarda yerini alan Yurdagül Şahin ile işin mutfağına girdik. Bu hikayeler nasıl çıkıyor bir bir sorguladık.

Korku hikayeleri sevenler aslında isminize ve hikayelerinize oldukça aşina. Ancak yazar kimliğinizi bir kenara bıraktığımızda Yurdagül Şahin kimdir?
Sadece korku hikâyeleri yazmıyorum. Yazmayı seviyorum ve yazının her türünü deniyorum. Örneğin, kral kelebeklerinin göç yolculuğunu anlattığım Yönbulucu isminde bir çocuk romanım da var. Yazar kimliğimi bir kenara bırakırsak mühendisim, ODTÜ Kimya mühendisliği bölümünü bitirdim. Uzun süre bilgi işlem sektöründe çalıştım. Çok iyi bir okurum. Yazmaktan yorulduğumda okuyarak, okumaktan yorulduğumda yazarak dinlenirim. Bazen hangisi daha öncelikli karıştırıyorum. Aynı zamanda bir sinema tutkunuyum. Bu tutkum kalemime de yansıdı, yazdıklarımda sinematik anlatıma has bir üslup gelişti zamanla. Yarattığım karakterlerle, kurguladığım dünyalarda kaybolmadığım zamanlarda ailemle, dostlarımla olmayı, gezmeyi, yeni yerler keşfetmeyi seviyorum.

Nasıl çıkıyor bu ürpetici hikayaler? Tamamen kurgu mu?
Aslında yaratma sürecimi anlatmam biraz zor. Kitaba ismini veren Av öyküsü ilk paragraftan başlayarak akmış, kendini kendini yazdırmış, tamamlanıncaya kadar da başka hiç bir şey yapmama, uyumama dahi izin vermemiş bir öyküdür. “Asansör” ve “Sıra Dışı Bir Toplantı” öyküleri ise baştan sona olay örgüsünü kurguladığım, sonunu belirleyip o sona doğru paragraf paragraf ilerleyerek tamamladığım öykülerdendir. “Çizgiler ve Aşk” öyküsü ise tam tersi, aldatılanın aldatanı silip yok etmesinden yola çıkarak sondan başa doğru yazdığım bir öyküdür. Kısacası yazdığım her hikâyenin bir de yazılış öyküsü var. Genel olarak ilham gelmesini beklemeden her gün düzenli olarak yazmaya çalışırım. Yazmak bir öğrenme süreci benim için aynı zamanda, yazdığım konuya göre inceleme yapar, araştırım. Gene kitaptaki bir öykümden örnek vereyim, Yolcu isimli öykümdeki gondolcu Hamit karakteri için, gondolun ağırlığı, biçimi, süslerinin bile hangi metalden yapıldığı, küreklerin yapısı vs. gibi detayları araştırdım ve hiç birini öyküde kullanmadım. Ayrıntıları öğrenip detayları düşündükçe kurguladığım öykü atmosferleri gerçeğe dönüşmeye, yarattığım karakterler yaşamaya başlar. Yaratma sürecim genel olarak böyle olunca da araştırma sürem yazma süremi hep aşar. Yarattığım tuhaf dünyaları en ince ayrıntısına kadar kurar, kurgularım, bazen de kendiliğinden fantastik bir gerçekliğe sürükleniverir kalemim. Kâğıtta kelimeler çoğaldıkça, ben bile şaşarım hayal gücüme ve ortaya çıkardığı kurmacaya.

Peki paranormal hikayelere inanır mısınız?
Gerçek hayatta duyduğumuz kulaktan kulağa anlatılanlardan çok, bizi gündelik hayattan uzaklaştırıp bilinenden bilinmeyene, kasvetli, korkulu karanlıklara sürükleyen edebiyattaki paranormal hikâyelere, hele iyi yazılmışlarsa kesinlikle inanırım.

Başınızdan geçen, hafızanızda uzun süre yer eden, paranormal bir hikayeniz var mı?
Şu ana kadar olmadı, belki gelecekte olur.

Av: Tuhaf Korku Hikâyeleri okuyucuya neler vadediyor?
Hayal gücünün, yaratıcılığın sınırsızlığına şaşarak, farklı, doyumsuz bir okuma deneyimi yaşamak isteyenlerin kitabı Av-Tuhaf Korku Hikâyeleri. Çağdaş edebiyat normlarına göre yazılmış, kesinlikle bize ait, içimizden ve günümüzden, derinlikli hikâyelerin yalın, sinematik ve sürükleyici bir dille anlatıldığı, etkileyici, sarsıcı bir kitap.

Salt ürpertiler, heyecanlar, gerilimler ve karabasanlar dağıttığı için değil, bunların aracılığıyla dolaylı ya da dolaysız bir şekilde insanı, toplumsal tedirginlikleri, korkuları deştiği ve simgelediği için de okunmalı.

Av, aynı zamanda okura çok katmanlı okuma vadediyor ve okuyucuyla arasındaki etkileşime, her okura göre yeniden yaratıyor kendini. Dileyen derin alt metinlere odaklanır, felsefi çözümlemelere göre okur, dileyen tüm öykülerin ortak izleği korku ve gerilime bırakır, heyecanla bilinmeyen, tuhaf dünyalara sürüklenir, dileyen okur da edebi anlamlara açar sayfaları, kimi de tümünün hazzına bırakır kendini.

Kitapta görünenin altındaki görünmeyene, söylenenin ardındaki söylenmeyene evriliyor ya hani cümleler. Gerçek hayatta bu derin alt metinlere odaklanmak ne kadar doğru?
Doğru ya da yanlış diye bakmak yerine tercih etmek desek daha doğru olacak sanıyorum. Yazarken gerçeklerle oynayıp eğip bükmeyi, günlük hayatı doğal ortamından çıkararak tekin olmayan dünyalara, fantazyaya dönüştürmeyi sevdiğim gibi gerçek hayattaki derin, alt metinlere odaklanmayı ve anlatmayı da seviyorum.

YERLİ KORKU EDEBİYATI BELLİ BİR SEVİYEYE GELDİĞİNDE BU SİNEMAYA DA YANSIYACAK

Türkiye’de neden çok fazla korku hikayeleri özellikle de iyi korku filmleri çıkmıyor?
Bu sorunun başlı başına bir başka sohbet konusu olarak kapsamlı incelenmesi ve araştırılması gerektiğini düşünüyorum. Ben 2009 yılından beri korku edebiyatıyla ilgileniyorum ve ilgilendiğim dönemden bugüne sayıları az da olsa korku edebiyatına gönül vermiş, bu alanda çalışmalarına devam eden, ciddi üretim yapan yazarlar tanıyorum. Korku edebiyatı, korku sineması ağırlıklı podcast / yayın yapan Gerisi Hikâye; kurulduğu günden bugüne Türkiye’nin fantastik, bilimkurgu ve korku sanat türlerini bilinir kılma, gelişmesi konusunda katkı sağlayan ve sağlamaya devam eden FABİSAD; edebiyatın bu türlerine gönül vermiş kişileri bir arada toplayan Kayıp Rıhtım, tüm bu çabaları çok olumlu buluyorum ve gelecekten umutluyum. İyi film için iyi senaryo gerektiğini düşünüyorum, yerli korku edebiyatı belli bir seviyeye geldiğinde bunun sinemaya da olumlu yansıyacağına inanıyorum.

Bu korku hikayelerini beyaz perdeye taşıma düşünceniz var mı?
Öyküleri yazarken beyaz perdeye taşımak gibi bir düşüncem yoktu ama okurlarımdan Black Mirror dizisi formatında, her bölümde AV kitabımdan bir hikâyenin yer alacağı, 45-60 dakikadan oluşacak fantastik- çarpıcı bir dizi olabileceği yönünde çok fazla yorumlar aldım. Bazı öykülerim için festival filmi tadında diyenler de oldu. Okurlarımın yorumları benim için çok değerli. Ben de neden olmasın diye düşünmeye başladım.

KISA KISA…

Çocukluğuna döndüğünde kulağına gelen ilk ses?
Ses yok, olağanüstü bir sessizlik var.

Senin için mükemmel bir gün nasıl başlar?
Sevdiklerim ve ben sağlıklıysak, nefes alıyorsak günün mükemmel başlaması için yeter.

Basit yaşamak mı yoksa detaycı ve karmaşık yaşamak mı?
Hayatımın önemli bir bölümünü yazmaya ayırıyorum. Bu soruya şöyle yanıt vereyim, yazarken detaycı ve karmaşık, yaşarken basit.

Bir süper gücün olsaydı, ne olsun isterdin?
İnsanların yüreklerinde iyiliğe, hoşgörüye ve sevgiye daha çok yer açar, tüm kötülükleri edebiyata bırakırdım.

Şehirde kendini en keyifli hissettiğin noktalar?
İnsanlar, araçlar, ucube yapılarla kirletilmemiş, tarih dolu her köşesinde kendimi iyi hissediyorum.

En sevdiğin kahve?
Yanında bir parça bitter çikolatayla sade Türk kahvesi.

Son günlerde keşfettiğin en yeni mekan?
Özgen Berkol Doğan Bilimkurgu Kütüphanesi. 2007’de uçak kazasında kaybettikleri oğulları, değerli bilim adamı Özgen Berkol Doğan anısına, ailesinin Caferağa Mh. Safa sk. No: 20 Kadıköy’de açtığı, Türkiye’nin ilk bilimkurgu kütüphanesi. Ayrıca edebiyat, bilim gibi alanlarda söyleşiler düzenleniyor, atölyeler de yapılıyor. Kitap, dostluk kokan, sıcak, huzurlu bir yer.

Leave A Reply

Navigate