#bikahvebisohbet

Tutkulu ve gerçek: Sevinç Erbulak

Mutsuzluğa çok yüz vermiyor, hayatı hissederek yaşıyor ve onu adeta bir senfoni gibi dinliyor. “Neden yazıyorsunuz?” dediğimde ise “Çünkü yazmamak elimden gelmiyor.” şeklinde yanıtlıyor… Verdiği her cevapta ‘an’ı öyle gerçek öyle hissederek yaşadığını belli ediyor ki, bir kez daha O’na hayran olmamak mümkün olmuyor. Şu sıralar ArtıkAranmayanlarGezegeni kitabını okucuyularla buluşturmanın heyecanını yaşayan başarılı oyuncu Sevinç Erbulak ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Şu sıralar hayatı nasıl algılıyor, nasıl yaşıyorsunuz? Her zamankinden daha sakin, her şeye; eskisine nazaran biraz daha uzaktan bakarak, daha “uyanık” bir zihinle yaşıyorum. Bir çocuk gibi kendimi şaşırtarak, hayatta olan biteni algılıyorum. Kendimi her zamankinden daha çok izliyorum, otomatiğe bağlı olan hareketlerimin farkına varıyor ve onları değiştirmeye çalışıyorum. Bu ara kendimle çalışıyorum. “Biz burada sadece susuyoruz birimiz mutsuz olunca. Susup bekliyoruz. Mutsuzluk dağılıp sonunda un ufak olan bir şey ama zamanla tabii.” Bu satırlar kitapta altı çizilecekler arasında hızlıca göze çarpıyor. Siz nasılsınız bu aralar, mutsuzken neler oluyor?…

Caner Alper: “Kirlerimizi göstermemiz lazım.”

Kahveleri hazırlayın! Sizi 2012’de Zenne, 2015’te Çekmeceler filmlerini hem yazıp hem de Mehmet Binay’la birlikte yöneterek sinema dünyasında büyük ses getiren ve cesur işlere imza atan Caner Alper sohbetine davet ediyoruz! Şimdilerde Temiz Aile Çocuğu isimli anı kitabıyla adından söz ettiren Caner Alper ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Hayatınızda nasıl bir dönem içerisindesiniz, nasıl gidiyor hayat? Fazlasıyla “normalize” olmuş bir dönemdeyim. Yeni bir ülkede, yeni bir dil, çoklu geleneklerle ve fazlasıyla anonim bir çevrede yeniden bir başlangıç yaşıyor ve “Temiz Aile Çocuğu”nun başında anlattığım gibi geriye bakıp çokça şaşırıyorum. Herkesin bir yola çıkma hikayesi vardır ya hani. Sizin bu serüvende yola çıkışınız nasıl başladı? Serüvenden kastınız dolaptan çıkışsa eğer kitapta da anlattığım üzere yirmili yaşlarımın sonuna doğru. Eğer gay-aktivist halim, yani bu mesele üzerine yazma işi ise, sanırım Ahmet Yıldız cinayetinden sonra. Yazar olmanın en çok nesini sevdiniz? “Yazı kalır” tarafını. Geri dönüşlerini. Okuyanlardan gelen yüzlerce mesajı okumayı sevdim. Benim…

Coşkulu, neşeli ve kendinden emin: Neslihan Arslan

Coşkulu, neşeli, enerjik ve kendinden emin… Bunlar O’nu tanımlayabileceğimiz kelimelerden sadece birkaçı. Şu sıralar İstanbullu Gelin disizinde Dilara karakteriyle enerjisini yayan oyuncu Neslihan Arslan’ı yakından tanıma zamanı. Röportaj: İmge Balık İncesoy Bu röportaj bikahvebikeyif mag Aralık 2018 sayısında yayınlanmıştır. Neslihan Arslan şu sıralar nasıl, nasıl bir ruh hali içerisinde? İyi diyelim iyi olsun 🙂 Şaka maka bir yana iyi olmaya çalışıyorum diyelim.. Gündemimiz diye girmek istemezdim ama insanların , bugünün şartlarının durumu da göz ardı edilecek gibi değil.. Yaptığım iş , arkadaşlarımla keyifli kalmaya , hem kendim hem de ulaşabildiğim herkes için iyi bir şeyler yapmaya çalışıyorum diyelim.. İyiyim yani 🙂 Herkesin bir yola çıkış ve keşfedilme hikayesi var. Seninki nasıldı? Aslında benim oyunculuğu tercih edeceğimi annem dışında kimse öngöremiyordu.. Yedi yaşımdan 16 yaşıma kadar atletizm , yüzücülük ve voleybol eğitimleri aldım. Yüzme ve voleybolda lisansım vardı hatta.. Sonra lise son sınıfa geçerken hep içimi gıdıklayan şeyin peşinden gitmeye karar…

Mükemmelliğin Kusursuzlukta Olmadığına İnananlara: Who.is.perfect

Kimsenin ve hiçbir şeyin mükemmel olmadığına inananlar için tamamen el yapımı ve zamansız takılar üreten markanın tasarımcısı Esra Er. Who.is.perfect’i ve Esra’yı yakından tanıma zamanı… Bu röportaj bikahvebikeyif mag, Ocak 2019 sayısında yayınlanmıştır.   Who.is.perfect’in yola çıkış hikayesi nasıl başladı? Üniversitede Takı Tasarım Bölümü’nü okuduğumuz süre boyunca, bu bölümün asla hata kabul etmeyeceğini ve bu kusursuzluk içinde yaratıcı olmamız gerektiğini öğrettiler. Okulu bitirip iş hayatına atıldığımda da hemen hemen herkesin kusursuzluk peşinde koştuğunu tecrübe ettim. “Hiçbirimiz kusursuz değiliz ve olmak zorunda da değiliz, o zaman neden durmadan mükemmeli arıyoruz?” düşüncesine inanan biri olarak, mükemmelliğin kusursuzlukta olmadığına inanan insanlar için bir takı markası geliştirdim ve adını who.is.perfect koydum. Bu ismi seçmemdeki en temel neden, 2013 yılında Pro Infirmis vakfının  Jung Von Matt/Limmat’la birlikte yaptığı “Because who is perfect?” projesidir. O proje beni çok derinden etkilemiş olup, kusursuzluk kavramının ne kadar göreceli olduğunu bir kez daha sorgulatmıştır. Kusursuzluğun dış görünüşte ya da herhangi bir şeyde…

Kendine Has Bir Kadın: Melis Danişmend

Müzik dünyasının ‘kendine has’ tavrı olan kadın müzisyenlerinden bir tanesi de hiç şüphesiz Melis Danişmend. 2016 yılında yayınladığı ‘Ve Ev’in ardından yeni şarkılarını duymayı özlediğimiz güzel sesi Melis, geçtiğimiz günlerde Pinhani ile küçük bir sürpriz yaptı. Peki Madem ile özlemi bir nebze de olsa dindiren Melis Danişmend ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Röportaj: İmge BALIK İNCESOY Bu röportaj, bikahvebikeyif mag Ağustos 2018 sayısında yayınlanmıştır. Sizinle en son “Ve Ev”i konuşmuştuk, üzerinden tam iki yıl geçmiş… Geçen bu süre içerisinde neler değişti, nasıl bir ruh hali içerisindesiniz bu aralar? Bu aralar fena değilim. İşlerim yoğun olduğu zaman kendimi hep iyi hissediyorum. Gazete Kadıköy, Red Bull ve Sokrates dergiye yazılar yazmaya ve konserler vermeye devam ediyorum. Ve Ev’in yayınlanmasının hemen ardından ülkenin yaşadığı inişli çıkışlı süreçle birlikte zor zamanlarım oldu. Ama şu anda sular daha durgun. Ve berrak. Melis Danişmend’in duruşunda hep bir tavrı, bir tarzı var. Bunun temelini oluşturan sihirli şey…

Her Devrin Karizması: Teoman

50 yıllık yaşamına hit albümler, konserler ve sinema filmleri sığdıran Teoman, ‘Koyu Antoloji’ albümünün ardından pek keyifli bir sürpriz eşliğinde karşımıza çıktı. Teoman, kendine has diliyle kaleme aldığı anı kitabı ‘Fasa Fiso’ ile hikayesinin en başına dönünce, biz de mazinin derinliklerinde kendimize uygun bir kapı aralayıp, giriverdik içeriye. Huzurlarınızda her devrin en karizması Teoman. Röportaj: İmge BALIK İNCESOY “Dünyaya kazık çakmak gibi isteklerim var” alıntısıyla başlıyor kitap. 97’den bu yana değişti mi fikriniz? Değişti. O alıntı, 21 yıl öncesinden. Kitabın öyle başlamasını istedim, her dönemim var kitapta. Ama artık dünyaya kazık çakmak gibi isteklerim yok. 50 yıllık dolu dolu bir yaşam, çevrenizi karşılıksız sevgiyle saran insanlar ve bunca müzikal başarıdan sonra hayat sizi artık tatmin edebiliyor mu? Edemiyor ama bu başka insanlar açısından da geçerli. Kimse tatmin olamıyor, herkeste bir yoksunluk hissi var en azından. Başka bir şey daha gözlemliyorum uzun zamandır yakın çevremde, başarılı arkadaşlarım işlerini bırakıp duruyorlar. Bendeki…

Darko Peric: La Casa De Papel’in Helsinki’sini Sorguya Çektik

“Geçtiğimiz kış ülkecek en çok hangi diziye izlediniz?” diye sorsalar, hiç şüphesiz pek çocuğumuzun yanıtı La Casa De Papel olur. Diziyi ayrı, oyuncularını ayrı, müziğini ayrı severken, dizide tam bir görev adamı olan Helsinki’yi de bir başka sevdik. Hal böyle olunca,  Darko Peric ile keyifli bir tanışma sohbeti gerçekleştirdik. Röportaj: Tuncay Güven Fotoğraflar: Marc Scaharandan Böyle bir soygunun içinde rehine olarak bulunsaydın ne yapardın? Soyguncularla işbirliği yapardım (gülüyor). Türkiye’de çok sevilen bir karakter oldun. Bu seni nasıl hissettiriyor? Gerçekten bilmiyorum. Türkiye’ye hiç gelmedim ama İstanbul en çok ziyaret etmek istediğim şehirlerden biri. Fenerbahçe’den bazı basketbolcu arkadaşlarım var ve onlar Fenerbahçe taraftarlarını bana anlatıyor. Bununla birlikte Instagram’da her gün takipçilerimden birçok mesaj alıyorum. Belki yakın zamanda Türkiye’ye gelir ve orası için nasıl popüler olduğumu görmüş olurum (gülüyor). Çekimde en zorlandığın sahne hangisiydi? Benim için en zor iki sahne oldu diyebilirim; rehinelerin kaçış sahnesi ve polisle çatıştığımız sahne. Eşcinsel bir karakteri…

Gökhan Türkmen: “İçimden Gelen Müziği Yapıyorum”

Alçakgönüllü, işine saygılı, özgün ve başarılı… Bunlar Gökhan Türkmen’i anlatacak sözcüklerden sadece birkaçı. ‘Büyük İnsan’ ile müzik kariyerine başlayan, şimdilerde ‘Lafügüzaf’ şarkısıyla müzikal başarısını bir kez daha kanıtlayan Gökhan Türkmen ile bol keyifli, kahveli, müzikli bir röportaj gerçekleştirdik. Röportaj: İmge BALIK İNCESOY – imge@bikahvebikeyif.com Fotoğraf: Doruk SEYMEN (Bu röportaj bikahvebikeyif mag Nisan sayısında yayınlanmıştır.) “Aşk şarkıları yapmak mutsuz olmayı gerektirmiyor” Tüm şarkılarında sadece aşktan değil, bambaşka hikayelerden bahsediyorsun. Lafügüzaf’ın çıkış noktası nedir? Şarkıyı Ozan Turgut yazdı. İki dörtlük şeklindeydi. Sonrasında bu dörtlükleri müziğe oturttuk. Çok da hoşuma gitti. Lafügüzaf’ın ne demek olduğunu ben de bilmiyordum. Ozan değişik şeyler yazar, bulur ve araştırır. Bir kelime bulalım çok acayip olsun, kimse de bilmesin derdinde yapmadık şarkıyı. Şarkının sözleri Ozan Turgut’a, müziği bana ait. Düzenlemesi ise GT Band ve Bora Uzer’e ait. Özellikle son yıllardaki kliplerinin her birisinin hikayesi olduğunu görüyorum. Bu süreç adına bir ekibin mi var yoksa tamamen senin o anki düşüncelerinle mi…

La Casa De Papel’in Melek Sesi: Cecilia Krull

Dizinin hikayesi, oyuncuları, karakterleri, müzikleri derken tüm dünyayı etkisi altına almaya başaran yapımın dikkat çeken detaylarından bir tanesi ise hiç şüphesiz jenerik müziği oldu. Öyle ki, her dizide hızlıca geçilen jenerikler, söz konusu La Casa De Papel’in melek sesi Cecilia Krull olunca, herkes bu harikulade sese kulak kesiliverdi. ‘My Life Is Going On’ ile radyolarda sık sık karşımıza çıkan Cecilia ile bir tanışma sohbeti gerçekleştirdik. Röportaj: Tuncay GÜVEN Fotoğraflar: Valero RIOJA (Bu röportaj bikahvebikeyif mag Nisan sayısında yayınlanmıştır.) Herkes şarkınızı diziyle bir bütün olarak görüyor ve insanlar ilk defa bir dizinin jeneriğini geçmeden izliyor. Bu size ne hissettiriyor? Tabii ki çok mutluyum. Bunun olacağını düşünmezdim. Tek söyleyebileceğim; gelecekte her ne olacaksa olsun kadere güvenin. Buna minnettarım. La Casa De Papel dizisinde sizde rol alacak olsaydınız nasıl bir karakteriniz olurdu? Soyguncu! Dizide en sevdiğiniz/sevmediğiniz karakter kim? Nairobi’ye bayılıyorum! Şarkıyı nasıl bir duyguyu hissederek yazdınız? Manel Sebastian müziği yaptı bense sözlerini yazdım.…

Büyüleyici ve Melankolik: Jay Jay Johanson

Jay – Jay Johanson… İsveç’in dünyaya armağan ettiği, harikulade müzik adamı. 1996’dan bu yana yaptığı şarkılarla müzik dünyasına ilham veriyor, jazzy ve trippy vokalleriyle gönüllerimizi çeliyor. 2017 yılında son teklisi November’ı yayınlayan, sık sık İstanbul semalarına konser vererek büyüleyici sesiyle her seferinde kendine hayran bırakan güzel insan Jay – Jay Johanson ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Röportaj: Tuncay Güven Fotoğraf: Laura Delicata Son tekliniz ile başlayalım… “November” da insanlar ne bulmalı? November, bir ayrılığın başka bir hali… Peki bu kadar iyi aşk şarkıları yaparken siz aşkı kendinizde nasıl konumlandırıyorsunuz? Sanırım önceliğim sanatım ve müzik. Ailem ve hayranlarım. Hepsi benim için bir numara denebilir. Bu romantik şarkıları yazarken kimlerden ilham alıyorsunuz? Aslında herkes ilham verebilir ama ilham alabilmem için yakından tanımam gerekli (gülüyor). Konserlerinizde sizin sözlerinizi ezberlemiş ve size bakarak şarkılarınızı söyleyen insanları görünce ne hissediyorsunuz? Hayatta duyduğum en büyük zevklerden biri. Aylarca turnedeyken evinizde en çok neyi özlüyorsunuz? Eşimi, çocuğumu…

Navigate