Gösteriliyor: 1 - 10 of 50 Sonuçlar
#bikahvebisohbet

Gürgen Öz: Her Şeyin Durması Bana İyi Geldi

Pandemi süreci beni herkes gibi endişelendirse de ben hemen bu gerçekle yüzleşip adapte olmayı, bu adeta sürreal ilerleyen süreci kabul etmeyi seçtim. Bu yüzden karantina dönemi benim için depresif değil çok dinlendirici geçti” diye özetliyor karantina sürecini Gürgen Öz. Tüm dünya olarak zorlu günlerden geçerken setlere Bay Yanlış ile geri dönen başarılı oyuncu Gürgen Öz, bikahvebikeyif’in konuğu oluyor…

Röportaj: İmge BALIK İNCESOY – instagram: @imgeincesoy

Fotoğraf: Olesya Maksyura 

Gürgen Öz nasıl bir ruh hali içerisinde, kendisiyle arası nasıl?
Hayatla ilgili tatminkar ve mutlu hissediyorum. Kendimle aram da gayet iyi… Zaten tüm tatminsizliklerin nedeni de bu değil mi aslında? Kendimizle barışık olamamız ve kendimizi yeterince tanıyamamanın, anlayamanın verdiği huzursuzluklar

Çok zor ve tanıdık olmayan bir süreçte set hayatına geri döndünüz. Bu anlamda pandemi iş motivasyonunuzu nasıl etkiledi?
Pandemi süreci beni herkes gibi endişelendirse de ben hemen bu gerçekle yüzleşip adapte olmayı, bu adeta sürreal ilerleyen süreci kabul etmeyi seçtim. Bu yüzden karantina dönemi benim için depresif değil çok dinlendirici geçti. Yaratmaya fırsat buldum. Her
şeyin durması bana iyi geldi. Bol bol okudum, yazdım. Senaryomu tamamladım. Ardından dizi geldi. Şu anda da aynı şekilde, durumla barışık olarak yola devam ediyorum. Bugünleri ilerde geri dönüp bakınca çok daha farklı anacağız, anlamlandıracağız elbette. Bir deneyim yaşıyoruz. Nasıl sonuçlandığını ve bize
olan etkilerini yaşayıp göreceğiz.

Levent ile hangi konularda ters düşüyorsunuz?
Kızına ve ilişkisine karşı dürüst ve net duramaması… Oportünizmi…

Uzun yıllar tiyatrocu olarak sektörde var olmak nasıl bir duygu? Yolun neresinde, nasıl bir hisle duruyorsunuz?
Tiyatro kökenli olarak geldiğinizde, sektöre adapte olmak konusunda çok zorlanabilirsiniz. Okulda bambaşka bir disiplin ve perspektif alıyorsunuz. Ama sektörün kuralları da bambaşka ve kendine özel. Çok farklı dinamikler var. Sadece yetenekli olmak yetmiyor bazen. Show dünyasını anlayıp kavramak lazım. Yeteneğiniz, disiplininiz elbette çok değerli. Fakat sistemin artı ve eksileriyle barışık olmanız da bir o kadar önemli. Yolun neresinde duruyorsunuzun cevabını ise şöyle ifade edebilirim; Başında değilim ama sonunda da değilim. Hala yoldayım ve bu güzel bir his. Hem sektör hem de seyirciyle saygılı, nitelikli bir ilişkimiz oluşmuş. Bu çok anlamlı.

Bay Yanlış’ın senaryosunu okuyup Levent ile tanıştıktan sonra ilk hissiniz ne oldu? Onu bağımsız bir karakter olarak gördüm ve bu tip karakterleri seviyorum. Levent’i kendime has bir üslup ve mizahla yorumlayabileceğimi ve karakterin kendi dünyasını kurabileceğimi hissettim.

İnsanların sistemin çarkları içinde nasıl değişip dönüştüğünü gözlemleyip hayrete düştüm.

Gürgen Öz- Fotoğraf: Olesya Maksyura 

Instagram hesabınızda büyük ilgiyle takip edilen K.R.O projeniz var. Nereden çıktı bu The K.R.O karakteri? Vermek istediği mesajları özgürce verebiliyor mu?

Gayet rahat şekilde ifade edebiliyorum, çünkü yarattığım konsept tam olarak bu özgürlüğü sağlayan bir formülde. The K.R.O , sosyal medyadaki gözlemlerin sonucu ortaya çıktı. Üç dört yıl instagramda sadece fotoğraf paylaşıp, insanları izledim. Kendi

fotoğrafımı bile zar zor koyuyordum o dönem. İnsanların sistemin çarkları
içinde nasıl değişip dönüştüğünü gözlemleyip hayrete düştüm. Bir çıldırmışlık, bir kendini kaybetmişlik hali, bir anormali yaşanıyor. Sonra bir gün bu durumla, bu zihniyetle dalga geçmek için bir video çektim ve paylaştım. Adını da; The K.R.O! koydum. Her şey böyle başladı ve gittikçe büyüdü, duyuldu. Zamanla ses getirdi, karşılık buldu.

K.R.O’yu bir dizi ya da sinema projesine dönüştürme niyetiniz var mı?

Yok. K.R.O’nun açılımı; Kapitalizmin Resmi çOcuğu… Ve bugün toplum olarak geldiğimiz noktada kapital çarklar tarafından nasıl manipüle edildiğimize dair bir sistem eleştirisi. Bir taşlama. İnsanların sahip olma hırsı, gösteriş merakı ve açgözlülüğünü eleştiriyorum. Bununla dalga geçiyorum. Çünkü bu esaret içinde insanların

benliklerini yitirip düştükleri haller çok komik. Yer yer absürt ve bence trajikomik…

Türkiye’de dizi ve sinema senaryolarını nasıl buluyorsunuz? Son yıllarda en beğenerek izlediğiniz iş hangisiydi?
Onur Saylak, yarattığı artistik stil ve iş kalitesiyle bende ciddi bir sevinç yarattı. Son dönemde ayrıca genç, güzel ekipler, iyi işler, iyi oyuncular çıkıyor. Ama bu çok küçük bir kesim tabi. Genel olarak çoğu şey birbirinin tekrarı olarak devam ediyor.

Son dönemde nelerin üzerine düşünüyor ya da sorguluyorsunuz?

Geçici olan şeylerle
kalıcı olan şeyler üzerine…

Bir gün mutlaka… dediğiniz şey?

Yine Berlin’de yaşamak.

Karşınızda boş bir duvar var, duvar yazısı ne yazarsınız?

Akışına bırak

Sosyal medya eleştiriye çok açık bir mecra. Dolayısıyla övgü kadar yergiler de hayatınızın bir parçası. Olumsuzluklarla nasıl mücadele ediyorsunuz?
Saldırı amaçlı değil, akılcı bir yerden yapıldıysa dikkate alıyorum. Seyirci bazen sağduyulu bir şekilde sizin gözden kaçırdıklarınızı size çok güzel hatırlatır.

Gelişmek istiyorsanız olumsuz veya saldırganca da olsa haklı olan eleştirileri kabul etmeyi öğrenmelisiniz. Ve tabi sadece çelme takmak için yapılanları da dikkate almamayı öğrenmelisiniz. Yoksa devam edemezsiniz. Ki, bazılarının istediği de budur zaten. Bazen en yakınınızdakiler bunu ister hatta.

Pandemi süreci pek çok kişinin yaşamında farkındalıklar yarattı. Bu süreçte nelere dair farkındalığınız arttı, neleri artık geride bıraktınız?

Ben pandemiden önce de aynı sadelikte ve doğallıkta yaşıyordum. Bir şeylerden koparıldığımı hissetmedim ya da bir kayıp duygusu yaşamadım. Dışardaki şeylere çok bağlı veya bağımlı yaşayan biri değilim. Sadece gerektiği kadar. Ben kendi iç dünyasında yaşamayı seven ama dışarının da gayet farkında olan biriyim. Çok zaman önce ben bazı şeyleri zaten -geride bıraktım.- Fakat elbette kendi içinizdeki keşifler bitmiyor ve karantina dönemindeki dinginliği bu anlamda sevdim. Ancak dinginken kendi içinize dönüp daha derinlere ulaşabiliyorsunuz çünkü.

Sanatçı, ikonik bir isim ya da tarihi bir karakter… Kiminle oturup bir kahve içmek isterdiniz?

Sabahattin Ali, Sevgi Soysal, Eric Fromm, Charlie Chaplin.

GÜRGEN ÖZ’ÜN ‘EN’LERİ

Şehirde en sevdiğiniz semt?

Çukurcuma, Galata, Kuzguncuk…

Evde kendinizi en konforlu hissettiğiniz alan?

Balkonumuz, yazı masam ve kanepemiz.

En sevdiğiniz replik?
Öz olmayınca Söz uçuyor havaya” Shakespeare, Hamlet.

“Hayatıma fon müziği olur” dediğiniz, en sevdiğiniz şarkı?
Çok var. Telefonumda 5 ayrı liste var, öyle söyleyeyim.

Aldığınız en yeni karar?

Bana kalsın.

En sevdiğiniz alıntı?

“Varoluşu anlamış kişinin, mutlu bir hayat için neredeyse maddesel hiç bir şeye ihtiyacı yoktur.” – Marcus Aurelius

En sevdiğiniz kahve?

Sade, Americano.

#bikahvebisohbet

Ekin Beril: “Değişim Başladıysa Bildiğiniz Şeyler Artık Yok Demektir”

Pek çoğumuz onu sosyal medyada yaratıcı soundlar eşliğinde yaptığı coverlar ile tanıdık. Sosyal medyadaki başarısını albümle taçlandıran, muazzam sesi ve tarzıyla adından söz ettiren başarılı müzisyen Ekin Beril, 28 Şubat’ta yayınladığı albümü Dualite ile bikahvebikeyif’in konuğu oluyor.

Röportaj: İmge BALIK İNCESOY

Ekin Beril nasıl bu aralar, nasıl hissediyor kendini?
Düşünceli. Tüm dünyaya yayılan bir virüs olması ve geleceğin bu kadar belirsiz olması herkes gibi beni de psikolojik olarak etkiledi. Yine de eve kapandığımız bu günler kendimize dönmek, hayatı sorgulamak için iyi bir fırsat. Bu kötü günleri yaşarken bir yandan içimizde başka, güzel bir parçayı keşfedeceğiz gibi hissediyorum.

Profesyonel olarak yaklaşık 5 yıldır müzik dünyasının içerisindesin. Yolun neresinde, nasıl bir hisle duruyorsun?
Yolun tam olarak başındayım. Henüz ilk uzun albümümü, yeni yayınladım. Umutlu ve heyecanlıyım.

Albümde tüm sözler sana ait ve oldukça gerçekçi. Bu kadar ‘sen’ olan bir albümü paylaşmak nasıl bir his veriyor?
Tarif etmesi zor bir his. Bir yandan kendimi açıkça ortaya koymanın verdiği bir korku var. Bir yandan da bunu başarabilmenin coşkusu. Yayınlanınca dinleyicinin verdiği güzel tepkiler sayesinde korku kısmı baya azaldı. Şu an keyfini sürüyorum (Gülüyor).

Hepimizin var olma sebebi, kendini var etmek gibi geliyor.

Dualite’yi dinlerken var oluşunu ve gerçekliğini arama hissiyatı kaplıyor bünyeleri. Dualite  böyle bir dönemde çıktı diyebilir miyiz? Senin var olma sebebin sence ne?
Dualite gerçeklik kavramını sorguladığım bir dönemde ortaya çıktı. Hala sorgulamaya devam ediyorum. Hepimizin var olma sebebi, kendini var etmek gibi geliyor bana. Bunun için, kendimize gerçek diye inandırdığımız her şeyi önce anlayıp, sonra onları unutmalı; oradan yeni, farkında bir ben yaratmayı başarmamız gerekiyor. Birçok insanın otonom davranışlarını tespit bile edemeden, hiç var olamadan bu dünyadan gittiğini düşünüyorum.

Albümde sakin olduğu kadar kaosun içinden sıyrılmak isteyen biri de var aslında… Her değişim, öncesinde bir kaosu mu getiriyor, ne dersin?
Evren sürekli değişen bir kaos haliymiş de bazı noktalarda düzenli görünüyormuş gibi, hep değişiyor. Düzenli görünen şeyin değişimi başladığında; yenisini anlamlandırmak için, önceki bilgileri karman çorman edip yeni anlamlar yaratmamız gerekiyor. Bu süreç de bize kaos gibi geliyor. Çünkü değişim başladıysa bildiğiniz şeyler artık yok demektir.

Son dönemde en çok neyin üzerine düşünüyor ya da sorguluyorsun?
Yaklaşık 3 yıldır “gerçekliğe” kafayı taktım. Tüm albümde de gerçek diye tanımladığımız şeyin aslında sübjektif bir ilüzyon olduğunu anlatıyorum denebilir.

Yolunu kaybettiğini düşündüğün zamanlarda neler yapıyorsun?
Yeni bir hobi ediniyorum. Mesela albüm sürecinde bir ara yolumu kaybettim. Bir şeyler eksik gibi hissettim. O sırada her şeyi durdurdum ve telefondan çizim yapmaya başladım. Günlerce çizdim. Derken albümdeki her şarkıya bir tema resim çizmeye başladım. Sonra o resimleri albümün şarkı sözlerinin ve gerçekliğe dair sorularının olduğu bir kitapçıkta topladım. Albümü bu haliyle görünce eksik parçam da tamamlanmış oldu. Öylesine başladığım bir hobi, sorunun çözümünde bir parçaya dönüştü. Küçük de olsa yeni bir hobi edinmek benzer şekilde birçok kez faydalı oldu. Müziğe de hobi olarak başladım mesela. Nerelere geldi.

Profesyonel bir müzisyen olmak kendinle ilgili neleri keşfetmeni sağladı?
Müzikal anlamda, öğrendikçe, ne kadar bilmediğimi anladım. Çünkü ancak öğrendikçe bilmediklerinizin farkına varabiliyorsunuz. Özgüvenim yeni yeni kendine geliyor (Gülüyor).
Bir yandan meslek olarak bakıldığında çok ilginç, aynı zamanda, kolay görünen ama zor bir meslek. Müziğin sanatsal yönü ile ticari yönü arasında ince bir denge kurmak gerekiyor. Yaptığının arkasında durabilmen ve doğru kararlar alabilmen çok önemli. Bu noktada kendinizi çok iyi tanıyor olmanız da gerekiyor. Birçok açıdan da kendinizle barışmanız… Çünkü yaptığınız müziği insanlara sunuyorsunuz. Bu aşamada başkasının ne düşündüğünü umursamayı bırakman gerekiyor. Aksi çok yorucu oluyor. Ben de tüm bunlar sayesinde her geçen gün kendimle biraz daha barıştım ve özgürleştim. Hala da devam ediyorum.

Yeterince anlaşılmadığını düşündüğün oluyor mu, nasıl çözümlüyorsun?
Yeterince anlaşılmadığımı düşünmüyorum. Ne kadarın yeterli olduğunu da bildiğimi söyleyemem (Gülüyor). Bence daha yolun başındayım. Özellikle kendi şarkılarımı yazmaya başladığımdan beri dinleyen bir kişi bile çok özel hissettiriyor. İlk büyük albümümü yayınladım ve daha bir ay dolmadan 430 bin streaming i geçti. Bana bu rakamlar çok yüksek geliyor. Albümde bir tasarım yaptık ve bu kadar kısa bir sürede, aynı rafine zevkte buluşabildiğimiz binlerce kişi oldu. Çok popüler olmak ya da herkes tarafından bilinip dinleniyor olmak benim için bir amaç değil ancak bir sonuç olabilir. Şuan durumumu; “Yapmak istediğim şeyler var ve bunları yaparken, şimdiden, beni binlerce kişi takip ediyor” şeklinde yorumluyorum.

Mutluluğun tarifini verecek olsan, nasıl bir kür oluşturursun?
İçine mutlaka biraz mücadele eklerdim. Kalanına herkes istediği şeyi atsın.

Geçmişten biriyle kahve eşliğinde sohbet edecek olsaydın kim olsun isterdin?
Nikola Tesla ile sohbet ederdim. O bizim bilmediğimiz bir şeyler biliyor gibi (Gülüyor).

EKİN BERİL’İN ‘EN’LERİ

En son keşfettiğin yer?
Beynimin uzayları

Aldığın en yeni karar?
Zevkine, senaryo yazmaya karar verdim

“Hayatıma fon müziği olur” dediğin en sevdiğin şarkı?
En sevdiğim şarkı olmasa da Beirut- Elephant Gun ‘ı fonda duymaktan rahatsız olmazdım

Şehirde en sevdiğin semt?
Beşiktaş

En sevdiğin kahve?
Filtre kahve

#bikahvebisohbet

Müge Boz: “Hamilelik bana iyi geldi”

Hayata pozitif bakan, her daim enerjisi yerinde, sevgi dolu ve en önemlisi fikrini de cismini de filtresiz ortaya koyan bir isim Müge Boz. Hatta bu yüzden arada bir “linç” yese de “Ben eleştirileceğimi bile bile, doğru olduğunu düşündüğüm şeyi paylaşmaya çalışıyorum” diyor. Şu sıralar anne olmak için gün sayan Müge Boz ile bol bol annelik, aşk ve keyif dolu yaşamını konuştuk.

                                                                    Röportaj: İmge BALIK İNCESOY – imge@bikahvebikeyif.com

(daha&helliip;)