Gösteriliyor: 1 - 10 of 46 Sonuçlar
#bikahvebisohbet

Gürgen Öz: Her Şeyin Durması Bana İyi Geldi

Pandemi süreci beni herkes gibi endişelendirse de ben hemen bu gerçekle yüzleşip adapte olmayı, bu adeta sürreal ilerleyen süreci kabul etmeyi seçtim. Bu yüzden karantina dönemi benim için depresif değil çok dinlendirici geçti” diye özetliyor karantina sürecini Gürgen Öz. Tüm dünya olarak zorlu günlerden geçerken setlere Bay Yanlış ile geri dönen başarılı oyuncu Gürgen Öz, bikahvebikeyif’in konuğu oluyor…

Röportaj: İmge BALIK İNCESOY – instagram: @imgeincesoy

Fotoğraf: Olesya Maksyura 

(daha&helliip;)
#bikahvebisohbet

Ekin Beril: “Değişim Başladıysa Bildiğiniz Şeyler Artık Yok Demektir”

Pek çoğumuz onu sosyal medyada yaratıcı soundlar eşliğinde yaptığı coverlar ile tanıdık. Sosyal medyadaki başarısını albümle taçlandıran, muazzam sesi ve tarzıyla adından söz ettiren başarılı müzisyen Ekin Beril, 28 Şubat’ta yayınladığı albümü Dualite ile bikahvebikeyif’in konuğu oluyor.

Röportaj: İmge BALIK İNCESOY

(daha&helliip;)
#bikahvebisohbet

Müge Boz: “Hamilelik bana iyi geldi”

Hayata pozitif bakan, her daim enerjisi yerinde, sevgi dolu ve en önemlisi fikrini de cismini de filtresiz ortaya koyan bir isim Müge Boz. Hatta bu yüzden arada bir “linç” yese de “Ben eleştirileceğimi bile bile, doğru olduğunu düşündüğüm şeyi paylaşmaya çalışıyorum” diyor. Şu sıralar anne olmak için gün sayan Müge Boz ile bol bol annelik, aşk ve keyif dolu yaşamını konuştuk.

                                                                    Röportaj: İmge BALIK İNCESOY – imge@bikahvebikeyif.com

(daha&helliip;)
#bikahvebisohbet

Moda ve Sosyete: Pelin Kaya

Pelin Kaya, nam-ı diğer moda ve sosyete… O, deyim yerindeyse moda dünyasının cesur kalemi, ünlülerin ise korkulu rüyası. Yerinde ve tam kararında stil eleştirileriyle  moda gündemini belirleyen Pelin Kaya ile sosyal medyayı, ünlüleri, moda ve sosyeteyi konuştuk.

Gazeteci kimliğiniz bir yana, takipçileriniz aslında sizi modavesosyete olarak tanıyor. Nasıl başladı sizin sosyal medya hikayeniz? 

Hikayem 2008 yılında açtığım blogla başladı. Her gün vaktimi ayırıp modayla ilgili yorumlarımı, eleştirilerimi yapıyor ve toplumun her kesiminden insanın büyük ilgisini topluyordum. YazılarımıSabah Gazetesi’nde köşeye ve Instagram hesabımada taşıyarak etkileşimim büyüdü ve bugünlere harika bir şekilde geldik.

Diğerlerinden farklı olarak ne yaptınız da bu kadar çok büyüdünüz ve sevildiniz?

 Blog yazdığım zamanlarda kimliğim bilinmiyordu ve o yıllarda benim yaptığım türde eleştirel yorumlamalar yapan yoktu. Çok iyi bildiğim, emin olduğum ve söylemekten çekinmediğim görüşleri okuyucularımla paylaştım. Biraz sivri dilli olmak, bunun yanında nokta atışları yapmak, kişileri kayırmamak ya da hak edilmemiş övgülere yer vermemek güven oluşturdu. Elbette ki bu sonrasında sevgiyi de getirdi. Böylelikle hep birlikte büyümüş olduk.

Bugün pek çok kişi sosyal medya fenomeni olmak istiyor.  Siz bu dünyanın içinden biri olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Herkes fenomen olabilir mi?

Fenomen olmayı her zaman büyük kitlelerin sizi takip etmesi ya da çok izlenmeniz gibi matematiksel rakamlarla çok da ilgili bulmuyorum. Sosyal medyanın hangi yönünde iseniz mutlaka takipçinin fayda görebileceği, yön bulabileceği, eğlenebileceği gibi amaçlarda istikrarlı bir çizgi gerekiyor. Tabii ki bu istikrarı günün değişimleri ve trendleriyle iyi harmanlamak işin en önemli püf noktası.

Sosyal medyayı etkili kullanmanın 3 formülünü istesek?

Ben hayatımın tümünde öz disiplin ve istikrara önem veririm. Bu özelliğim sosyal medyada açıkçası çok işe yaradı. Her gün yeni içerik bulmak, bakış açımı yansıtmak, bilgi paylaşmak ve yalın dil kullanmak, eğlenceyle birleşince güzel işler çıktı.

Ünlü isimlerin stillerini cesurca masaya yatırmaktan çekinmiyorsunuz.  Bu yorumlar üzerine ünlülerin cephesinden nasıl dönüş alıyorsunuz?

Yorumlarımı yaparken adil olmaya ekstra özen gösteriyorum. Beni şahsen tanıyan ünlüler, stilini  yorumladığım arkadaşlarım ya da hiç tanışıklığım olmayan kişiler bile ne kadar olumsuz yorum olursa olsun iyi bir şekilde algılayabildiler. Bu konuda kendimi şanslı hissediyorum.

Sizin sosyal medyada aldığınız en acımasız yorum neydi? 

Sosyal medyada yorumlar fazlasıyla acımasız olabiliyor. Çünkü eleştirdiğiniz stiller ülkemizin tanınan, sevilen ve büyük fan kitlelerine sahip kişilere ait olabiliyor. Hayranlık duygusu saldırgan bir ifadeye yol açabiliyor. Onlar da sizin stilinizi, bedeninizi eleştirebiliyor. Oysa ki ben kendi stilimle değil, moda yazarlığı özelliğimle ön plandayım.  

Türk milleti olarak modayla aramız nasıl, biliyor muyuz giyim kuşam işlerini? 

Moda konusunda inanılmaz ilerlemeler kaydediyoruz. Yeniliklere kolay adapte olabiliyoruz, araştırıyoruz ve o şey her ne ise ona sahip olmayı başarıyoruz. Sadece biraz fazla hızlı tüketiyoruz. Fast Fashion bizde biraz fazla hızlı çalışıyor.

Yeni parçalar satın alırken, kombinlerken en çok hatayı nerede yapıyoruz? 

Bir elbisenin her bedeni olması herkese uyacağı anlamına gelmiyor. Önce fiziğimizi, proporsiyonumuzu, özelliklerimizi tanımamız ve kabul etmemiz gerekiyor. Vücudu aslında elbise taşır. Eğer bu doğru elbiseyse, uygun aksesuarlar ve ayakkabılarla bütünlük yakalanır. Stil sahibi olmanın da ilk adımı buradadır.

“STİL SAHİBİ OLMAK BENCE PARMAK İZİ GİBİ BİR ŞEY”

Türk bir ünlüye stili hakkında tavsiyeler verecek olsanız kime, ne söylemek isterdiniz?

Sanırım sosyal medya hesabımda paylaştığım birçok ünlüye, alt metinlerle tavsiyeler veriyorum. Vücudu, duruşu, yüzü çok güzel olup, yanlış stillerde olan ünlülere içeriklerim çığlık çığlığa bağırıyor. Bence onlar kendilerini biliyor (Gülüyor).

Sizce en stil sahibi ünlü kim ve onu stil sahibi yapan sırrı ne?

Derin Mermerci, Yasemin Özilhan, Begüm Şen, Burcu Esmersoy, ve Arzu Sabancı’nın stillerini her zaman doğru buluyorum. Kendilerine uyan parçaları ve o stili yansıtan yaşantılarıyla mükemmel uyum içindeler.

Ve tabii “Ne yapsa bir türlü başaramıyor” dediğiniz o rüküş isim?

Aslında o kadar çok isim sayabilirim ki. Ama ilk aklıma gelenler; Hadise, Demet Akalın, Fahriye Evcen, Tuba Büyüküstün ve Beren Saat bazen beni şaşırtsa da stillerini tam oturtamadıklarını düşünüyorum. Hepsi kendi alanında çok başarılı fakat şık olabilmek elbette başka bir şey.

Malumunuz geçtiğimiz ay ülkemize Jennifer Lopez geldi ve bizim ünlülerimize de akabinde bir haller oldu. Bu süreçte en çok ismi geçen ise hiç şüphesiz Hadise idi.  Hadise’nin stili ve J.lo tasarımlarını kendine uyarlaması üzerine neler söylersiniz? 

Bu benzerliğin tamamen dikkat çekmek ve konuşulmak üzerine kurgulandığını düşünüyorum. Kaldı ki sosyal medyada, televizyonlarda, gazetelerde oldukça konu edildi. Burada bir stil yok, farklı bir amaç var, o da gerçekleşti.

Sizce “stil sahibi olmak” ne demek?

Stil sahibi olmak bence parmak izi gibi bir şey. Çok çok kişiye özel bir durum. Vücut yapısı, duruş, enerji, ses tonu, hatta sevdiğiniz mutfak, müzik zevkiniz bile stilinizi inşa eder.. Kendini tanıyan, özelliklerini iyi kavrayan her insan stilini rahatlıkla kurgulayabilir. Bu parçalar birleşince, hazır alınmış değil de ‘Üzerinize dikilmiş’ gibi duran o şey stilinizdir.

Yeni bir mevsime girerken sonbahar gardıroplarının olmazsa olmaz parçaları neler olmalı?

Zamansız bulduğum ve gardırobun olmazsa olmaz sonbahar parçaları bence Trençkotlar, blazerceketlerdir. Oversize örgü hırkalar ve süet çizmeler de uygun bir kot pantolonla sizi sonbaharda şık gösterebilir.

Bu Sonbahar – Kış sezonunda sokakta sık sık hangi parçaları göreceğiz?

Denim montlar ve ekose elbiseler bu sonbahar kış sezonunda oldukça göz önünde parçalar olacak. Bunun yanı sıra deri giysiler, postallar ve poplin elbiseler de bu sezonda da popülerliğini koruyor.

PELİN’İN ‘EN’LERİ

Kendinizi en huzurlu hissettiğiniz semt?

Yaşadığım semt Nişantaşı. Her metrekaresi kendimi evimde hissettiriyor

Şehirde en sevdiğiniz semt?

Tarihi dokusu hala taze kalan semtlere bayılıyorum. Nişantaşı, Gümüşsuyu, Cihangir gibi semtleri seviyorum. 

En sevdiğiniz tasarımcı?

Türkiye’de Özgür Masur’u oldukça beğeniyorum. Yabancı ise çok fazla isim sayabilirim ama bu yıl gözdem Jacquemus.

Gardırobunuzun en sevdiğiniz parçası?

Özenle seçtiğim ayakkabılarım ve çantalarım.

En sevdiğiniz kozmetik ürünü?

Nemlendiricilerim ve gündüz/gece bakım kremlerim.

En sevdiğiniz kahve?

Türk kahvesinden şaşmayanlardanım. Ama latte ile de kendime gün içinde keyifli bir vakit yaratabiliyorum.

#bikahvebisohbet

Yasemin Mori: “Aşkın ve yaratıcı gücün peşindeyim”

Değişim rüzgarlarına kendisini bırakmaktan korkmayan, üreten ve her daim yaratıcı olmayı seçen isimlerden birisi Yasemin Mori. Geçtiğimiz aylarda dördüncü stüdyo albümü Estrella ile hayranlarının pek de alışık olmadığı ‘yeni’ tarzı ile karşımıza çıkarken, “Hayvanlar benzeri şarkıların durmadan tekrarlandığı albümler yapsaydım kendimden ve hayatımdan ölesiye sıkılırdım” diye anlatıyor duygularını. Müzik dünyasının ilham alınası ismi Yasemin Mori ile müzik kariyerini konuştuk.

Röportaj: İmge BALIK İNCESOY – imge@bikahvebikeyif.com

Şu günlerde nasıl bir ruh hali içerisinde Yasemin Mori? 

Dışarıdaki hava ile çok uyumlu bir ruh hali içindeyim, bir türlü gelemeyen bahar bende de aynı. Kendi karanlığımla güneşim arasında gidip geliyorum.  Miyazaki’nin “Totoro”sundaki uçan kedi otobüsü gibi hissediyorum, karanlıklar içinde kendi ışığımla yoluma bakıyorum.

Şu an yolun neresindesin?

Miles Davis’s şöyle bir lafı var… “yanlış notayı çalıp çalmadığını belirleyen şu an bastığın nota değil bir sonra bastığın notadır” Bu söz bana epey ilham veriyor, bazen bir nota yanlış duyulabilir ama sonrasında öyle bir şey ile onu tamamlarsın ki çok daha farklı ve iyi bir duygu yakalarsın. Hayatta hiçbir hata yoktur, sadece seçimler vardır ve bu seçimleri kendi yararına kullanabilmen için her sabah, her dakika yeni bir fırsat yaratabilirsin. İşte ben de tam da bu noktadayım, kendi yolumu her gün daha fazla seviyorum.

2008’den bu zamana kadar geçen süre içerisinde izlediğin yol, sence nasıl bir yoldu?

Zihnimin akışına, kalbimin ritmine uyan, ruhumun özgür  hissettiği, mutlu olduğum, doğru olduğunu hissettiğim yerde durduğum, hayat yolum ile sanat yolumun paralel  gittiği bi yol.

Geçen bunca yıl sana neler öğretti?

İç sesimi daha iyi dinlemenin önemini. Her zaman her şeyin bütün ve tek bir şey olduğunu. Düşüncen neyse tezahürününde o olduğunu.

Anlaşılmayı beklemiyorum, bu çılgınlık olur.

Estrella ile birlikte tarz değişikliğine gitmen de konuşuldu. Kastettikleri ‘yeni’ tarz ile eskisi arasındaki farkın ne?

Müzik yaparken iki şeye çok önem veriyorum birincisi tamamiyle yenilikçi bir üslup, bir düşünce taşıması ve beni müzikal olarak ya da süreç olarak, denediğim şey açısından heyecanlandırması. Hayvanlar ile Finnari Kakaraska arasındaki süreçte deneysel müziklerin içinden geçtim, deneysel birçok şarkı ürettim, dinleyici olarak da öyle uç noktalarda müzikler dinledim ki sınırlarımı kaybetmeye başladım. Estrella’da kendi müzikal zevklerimi değil de beni insanlara yakınlaştıracağını düşündüğüm müziği yapmaya gayret ettim. Doğru bir karar mıydı bunu ben bile bilmiyorum. Buna ancak bir sonraki adımım ile karar vereceğim. Bu albüm belki de beni bana daha fazla yaklaştıracak bir sıfır noktasıdır.

Bu konuda yeterince anlaşılamadığını düşündüğün zamanlar oldu mu? 

Anlaşılmayı beklemiyorum, bu çılgınlık olur. Hissedilmek benim için önemli. Ben bir dünya sunuyorum buna yakın hissedenler olabilir, hissetmeyenler olabilir. Genel olarak beni ve müziğimi yakalayan insanların beni en doğru şekilde duyumsadığının farkındayım.

İlk albümden bu yana hayranlarının senden beklentisi hep yüksek oldu. Bu senin ruhuna, müziğine nasıl tezahür ediyor?

Bu biraz can sıkıcı gerçekten. Hayvanlar çok sevildi ama sonra Deli Bando ile yepyeni bir evren yaratabildik, Finnari Kakaraska ile fantastik hikayeler anlatabildim bunların hiç birinin olmadığı Hayvanlar benzeri şarkıların durmadan tekralandığı albümler yapsaydım evet daha büyük kitlelerle yerini daha sağlamlaştırmış biri olurdum ama kendimden ve seçtiğim yaşantıdan ölesiye sıkılırdım ve müziği ne zaman bırakacağımı hesaplıyor olabilirdim. Ruhumda arayış var, anarşi var maceraların, aşkın ve yaratıcı gücün ve zekanın peşindeyim.

Ünlü bir müzisyen olmanın en çok nesini seviyorsun?

Bedava konser biletleri (Gülüyor) ve diğer müzisyenlerle yapılan paylaşımları. “İnsana acı veren bir neşesi var.” demiş bir hayranın senin için. Sen nasıl yorumluyorsun bu durumu? Bu yorumun yapıldığı röportajda neşeli değildim, acı çekiyordum. acı çekerken giydiğim kıyafeti söylemiş. gerçek neşe acı vermez kimseye, bilakis bulaşıcıdır.

Son dönemde en çok neyin üzerine düşünüyor ya da sorguluyorsun?

Çok fazla şey. Müziğimle ilgili birçok şey sorguluyorum, insan ilişkileri, sosyallik, yalan dünya belki en çok da sosyal medya! Özel yaşamıma çok düşkün biriyim ve sürekli sosyal medyada olmak yaratıcı alanımı kısıtlıyor gibi hissediyorum,  Burada denge arayışındayım. Kendinle ilgili nelere şaşırıyorsun? Diğer insanlara zor gelen şeyleri kolayca yapabilmem ama herkesin çok kolaylıkla yapabildiği bir çok şeyi bir o kadar becerememem beni şaşırtıyor (Gülüyor).

Hayata nasıl bakıyorsun, neler mutlu etmeye yeter, neleri fark etmek hoşuna gidiyor?

Geçenlerde izlediğim Burning isimli filmde kadın karakterin bahsettiği bir şey vardı., Afrika’da bir kabilede anlatılan büyük açlık ve küçük açlık kavramları onu etkiliyor ve büyük açlık dansını mümkün olan hissettiği her yerde yaparak kendisini doğayla bütünlüyor. Büyük açlık dediğinin üzerine oldum olası düşünmüşümdür. Hayatta korunma, ihtiyaçlarını karşılama ve bunları daha da lüks hale getirmek küçük açlık olarak kavramsallaştırılıyor. Büyük açlık ise bir kimsenin evrenle olan münasebeti, dans. Paulo Coelho’nun o efsanevi eseri Simyacı’da kişisel menkıben olarak geçiyor, hayat yolun seni ve hayatını anlamlı ve efsanevi kılacak olan, sana has olan, kalbine fısıldanan yazgı. İşte insanın peşinde koşması gereken, kalbini ruhunu adaması gereken şey bu.

Karşında boş bir duvar var, duvar yazısı ne yazarsın?

Dirim kısa ölüm uzundur cehennette!

Bir gün mutlaka… dediğin şey?

Piyano çalacağım ve dünyayı gezeceğim.

YASEMİN’İN ‘EN’LERİ

 

En son izlediğin film?

>

Gazete duvar için bir yazı yetiştirken Jim Jarmush “Dead Man”a daldım bi kere daha.

En sevdiğin semt?

Eminönü 

En huzurlu hissettiğin yer?

Evim ama belki daha da iyisi orman.

Aldığın en yeni karar?

Geçmişle hesaplaşmaları bırak bugüne bak.

En sevdiğin kahve?

Eski atölyenin yan komşuları Kurukahveci Mehmet Efendi’nin espressonu potta pişirmek, her sabah en sevdiğim şey. “Hayatımın fon müziği olur” dediğin şarkı?

Ornette Coleman Lonely Woman

Sanatçı, ikonik bir isim ya da tarihi bir karakter… Kiminle oturup bir kahve içmek isterdin?

Sabahattin Ali ile bir türk kahvesi baya iyi olabilirdi. Van Gogh’la kahve haricinde bir şeyler içmek isterdim, Nick Cave ve Jim Jarmush ile trende karşılıklı oturup likörlü bir kahve baya zihin açıcı olurdu herhalde.

#bikahvebisohbet

Ogün Sanlısoy: “İçimden gelenleri samimi olarak anlatmaya çalışıyorum”

Solo müzik kariyerinin 20. yılını kutlayan Ogün Sanlısoy, bikahvebikeyif’in konuğu oluyor. Röportaj: İmge BALIK İNCESOY imge@bikahvebikeyif.com

Bu yıl, müzikte 20. yılınızı kutluyorsunuz . Dile kolay…  Şöyle bir baktığınızda nasıl geçti 20 yıl?OBu sene, solo olarak müzik yapıp, albüm yayınlayalı 20 yıl oldu. Daha evvel çalıştığım grupları ve ilk sahneye çıkışımı başlangıç alırsak daha da uzun bir zamana yayılıyor.

Nasıl geçti dersen; Bazen bir gün gibi geliyor bazen 100 yıldır bu işle uğraşıyorum gibi hissediyorum açıkçası.

Bu 20 yıl içinde kendi müzik tarihinizde neler değişti, neleri özler oldunuz?

 Her albümde yapabileceğimin en iyisini yapmak için uğraştım, bunu yaparken de çok keyif aldım. Şansıma hep iyi prodüktörler , iyi şirketler ve çok iyi müzisyenler ile tanışma ve çalışma şansım oldu.

Her albümde, o dönem hissettiklerimi, yaşadıklarımı, düşüncelerimi aktarmaya çalıştım. Bir fotoğraf albümüne o dönemki fotoğraflarınızı koymak gibi. Mutluyken, hüzünlüyken, kızgınken vs. Birçok halimi o albümlere yansıttım. Hem de hiç tanımadığım insanlarla paylaşmak üzere.

Her albümde, her çalışmada bir şeyler öğrenmek ve insanlar tanımak çok önemli şeyler kattı bana.

Albümler, single’lar, düet şarkılar, konserler geldi, geçti… tabii ki güzel anılar, görüşemediğim dostlar var. Geri dönüp bakınca özlediğim şeyler oluyor, fakat ileriye bakarak, yeni şeyler ile uğraşmak ve projeler üretmek beni tekrar umutlandırıyor, yorgunluğumu ve hüznümü dağıtıyor, çalışma isteğimi arttırıyor.

Şimdi dönüp baktığınızda müziğin ilk yıllarındaki Ogün’e neler söylerdiniz?

Aynen devam et kardeşim…içinden geldiği gibi, hissettiğin yoldan devam ( Gülüyor)

Bugüne kadar duyduğunuz en acımasız eleştiri neydi?

Acımasız eleştirilere çok takılmamaya çalışırım.

Aslında Gülmek Gerek’ ile  uzun süredir hayranlarınızın beklediği sessizliği de bozmuş oldunuz. Neydi bu kadar aranın sebebi?

Bazı sebepler var tabii. Başta içinde yaşadığımız, ülkemizdeki belirsizlik, bir türlü normalleşemeyen sosyal, siyasal, ekonomik durumlar, maddi ve manevi olarak beni de sallayıp durdu. Bazen şarkılar yazmak geldi içimden, bazen de gitara elimi sürmek bile istemedim. Şarkılar kaydettim, bazen” hemen albüm yapayım” dedim, bazen hiç birşey paylaşmamak gelmedi içimden. Dinleyicilerimizin beklentileri ve yeni şeyler paylaşma isteğim  “ Aslında Gülmek Gerek” adlı bu şarkı ile tekrardan başladı. Durumumu ve ruh halimi de iyi anlatan bir şarkı oldu. ( Gülüyor)

Geçen süre içerisinde çok hikaye birikmiş olmalı. Bu tekli, bir albümüm de habercisi olur mu?

Evet, 2019 yılında her ay bir şarkı paylaşma planımız var. Senenin sonunda tüm şarkıları toplayıp, başta plak formatı olmak üzere, albüm haline getirip dinleyicilere sunacağız.

2. Şarkımız “ Hep Aklımdasın” 26 Nisan günü tüm digital platformlarda olacak.

Şarkılarınızda herkesin kalbine dokunacak o dili bulmayı nasıl başarıyorsunuz?

Çok teşekkür ederim, fakat herkesin demek çok iddalı olur. Ben içimden gelenleri mümkün olduğunca samimi olarak anlatmaya çalışıyorum. Dinleyip de beğenmeyenler olduğu gibi, beğenenler ve aynı hissi paylaşanlar da oluyor ve o insanlar ile bir bağ kuruluyor aramızda.

Giderek dijitalleşen müzik sektörünü siz nasıl yorumluyorsunuz. Kendi adınıza avantajları ve dezavantajları neler oldu?

Yıl 2019…her şey çok hızlı ilerliyor ve değişiyor. Ayak uydurup, uydurmamak kişilere kalmış.

Son zamanlarda müzik listelerinin ilk sıralarında rap müziği görüyoruz. Rock müzik  popülerliğini yitirdi mi, yitirir mi?

Pek zannetmiyorum. Hala gruplar ve rock müzisyenleri üretmeye devam ediyor, eski çalışmaları zaten duruyor ortada.

Bazı dönemler bazı müzik tarzları popüler olup daha sonra demode olabiliyor. Mühim olan müzik tarzları değil bence, hangi tarz olursa olsun, işini iyi ve güzel yapanlar, fark edilip, seviliyor ve takip ediliyor. Üretmeye devam edip uzun yıllar istikrarı sürdürebilmek pek kolay değil maalesef.

Hayatınızda kaçırdığınızı ya da ihmal ettiğinizi düşündüğünüz bir an var mı?

“Keşke fırsatım varken, kaybettiğim sevdiklerim ile daha çok vakit geçirebilseydim ” dediğim oluyor.

Hiç pılımı pırtımı toplayayım, müziği bırakayım dediğiniz oldu mu?

Oldu, oluyor bazen( Gülüyor ) Sonra geçiveriyor.

Gerçekçi, karamsar, pozitif… Hangisi sizi daha çok tanımlıyor, neden?

Yeri ve zamanına göre hepsi oluyorum sanırım.

Artık neleri geride bıraktınız?

Hak etmeyenlere, hak ettiklerinden fazla değer vermeyi.

Nelere asla tahammül edemiyorsunuz?

Söylediği ile yaptığı birbiriyle uyuşmayanlara, doğrusu bilindiği  halde, ısrarla yalan ile insanları kandırabileceğini sananlara, tahammül edemiyorum.

Sanatçı, tarihi bir karakter ya da ikonikleşmiş birisi… Kiminle kahve içip sohbet etmek isterdiniz?

Mustafa Kemal Atatürk

Kendinizi yenilenmek ve enerji depolamak için bir rutininiz var mı?

O Doğa’ya sarılmak.

Bir gün mutlaka… dediğiniz şey?

Bir gün mutlaka bu dünyadan ayrılacağız…Güzel şeyler yaşamak, yaşatmak ve bırakmak gerek.

OGÜN SANLISOY’UN ‘EN’LERİ

En son keşfettiğiniz yer?OYalnız kalabildiğim bir yer var ama paylaşmam 😉

Kendinizi en konforlu hissettiğiniz alan?

Evim, çalışma odam.

Aldığınız en yeni karar?

Yeni bir klip çekmeye karar verdim, çalışmalar da başladı.

En son gittiğiniz konser?

Pentagram Adana konseri 😉

Şehirde en sevdiğiniz semt?

Kadıköy

“Sonsuzda dek dinlerim”dediğiniz, en sevdiğiniz şarkı?

Bir tane yok…Çok var

#bikahvebisohbet

Ebru Cündübeyoğlu: Katı Kurallar Bana Göre Değil

Onu tanıdığımız ilk günden bu yana çizgisini koruyan, kendine özgü tavrı, tarzı ile büyüleyen ve hiç şüphesiz yıllar geçtikçe güzelliğine güzellik katan bir oyuncu Ebru Cündübeyoğlu. Şimdilerde ise onu en az oyunculuk kadar heyecanlandıran başka şeyler var; Ferda Başarılı oyuncu Ebru Cündübeyoğlu, ilk romanı ile bikahvebisohbet’in konuğu…

Röportaj: İmge Balık İncesoy – imge@bikahvebikeyif.com

Hayatınızda nasıl bir dönemden geçiyorsunuz?

Etkileyici bir kadın hikayesi “Ferda”. Yazarken nasıl bir hazırlanma süreciniz oldu?

Tüm süreç 4,5- 5 yılımı aldı diyebilirim. Hikâye ve kurgusu kafamda çok netti. Uzun bir araştırma dönemim oldu. Alzheimer hassas bir konu olduğu için titiz bir araştırma sürecinden geçtim. Doktorlarla görüştüm, konu hakkında belli yayınları takip ettim, hasta yakınlarından bizzat deneyimledikleri hikâyeleri dinledim. Ayrıca karakterimin yetmişli yaşlarda bir felsefe profesörü oluşu ve fantastik romanlar yazması, benim için bu farklı iki alanda da uzun bir araştırma dönemini beraberinde getirdi. 

Bu satırları yazarken ilham periniz neydi?

Tek bir ilham perim olduğunu söyleyemem. Yani yazmak benim için bir keşif değil, bir süreç daha ziyade. O sırada fiziki olarak yazmıyorsam bile bir şekilde parçam olmaya devam ediyor. Bu eylemi ben zeytin ağaçlarına benzetiyorum. O çok uzun ömürlü verimini hiç kaybetmeyen zeytin ağaçlarının, verimli zeytinler verebilmesi için, ekildikten sonra aradan en az 15 yıl geçmesi gerekiyor biliyorsunuz. “Ferda” öncelikle bir film projesi olarak düştü aklıma. Sonrasında senaryomdan romanlaştırdım.

“Ferda”yı kimler, neden okumalı?

Ferda hayatın iplerini kendi elinde tutmaya aşık bir karakter. Bir seramik sanatçısının elleriyle çamura şekil vermesi gibi bizler de beyinlerimizle hayatlarımıza şekil veriyoruz. Sanırım birçoğumuz bu şekilde hissediyoruz. Benim isteğim okuyucuyu başka bir hayatın içine çekip orada onları kendi hayatlarıyla karşılamak. Elbette herkes kendine göre farklı bir şey bulacaktır, o yüzden çok ipucu vermek istemem. Kimileri tahlillerin, kimileri serüvenin peşine düşecektir. Aslında kontrolü yitirmekten dehşete düşecek bir karakterin hafızasını yitirmesiyle kontrolü hiç hissetmeden, usulca ve tamamen elinden bırakmak zorunda kalması sizde bir merak uyandırıyorsa, okunmasını öneririm.

Bir de tiyatro var… Tiyatronun ülkemizdeki gidişatı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hakan’la (Yılmaz) beraber bir oyun sahnelemeyi çok uzun zamandır istiyorduk. Kısmet bu zamanaymış. “Ölü’n Bizi Ayırana Dek” geçen sezon başladı. Çok keyifli bir oyun. Seyircimiz de bizi çok özlemiş, biz de onları tabii. Onlarla böyle güzel bir oyunla buluşmak bizi de çok mutlu etti. Birkaç sezon daha sürecektir. Tiyatro malum çok emek istiyor. Oyunculuk sizin için bir aşksa tiyatro yapmak kaçınılmaz oluyor. Aşk ve emekle yürüyen bir iş olduğu için iyi oyunlar her zaman var olacak diyelim, aynı aşkı seyircimiz de sağ olsun göstermeye devam ediyor.

Bu kadar yoğun çalışan bir kadının rutinleri, takıntıları, alışkanlıkları vardır diye tahmin ediyorum. Neler bunlar?

Çok fazla takıntılı olduğumu söyleyemem. Detaycı olduğum doğrudur. Detaycı olanların, hayatlarını zorlaştırdıklarını söylerler. Ben pek katılmıyorum buna. Çok küçük detaylarda çok büyük mutluluklar yakalarım. Alışkanlıkları sevmem. Yaşam körlüğü yaptığını düşünürüm. Katı kurallar, kaideler, -meli -malı’lı,  şartlı cümleler bana göre değil.

Sıradan bir gün sizin için nasıl başlayıp, ilerliyor?

Kahve, spor, müzik, kedim, yazılarım… gün bitti bile.

Her şeyi bırakıp, kaçıp gitmek istediğiniz bir an oldu mu?

Tabii dönem dönem olur. Ama dünya yuvarlaktır ne kadar kaçarsan kaç yine aynı yere geliverirsin. O yüzden kaçarak hiçbir şey halledilmez. Ara ara gelen o kaçma hissi ile idare edeceksin (gülüyor).

Şu sıra dünyada neler kızdırıyor sizi?Sevgisiz insanlar üzüyor beni. Kızamıyorum da sevilmedikleri için sevemediklerini düşünüyorum. Bu da beni üzüyor.

Kendinizde sevmediğiniz, törpülemek istediğiniz yanlarınız neler?

Kendim için bir şey istemek zor gelir bana. Sanırım bunu gözümde çok büyütüyorum. Törpülemek isterdim.

Yıllar geçtikçe, yaş aldıkça pek çok şey değişiyor. Sizde yıllar içerisinde neler değişti?

Herkes gibi yıllar içinde benim farkında olduğum ya da olmadığım pek çok şey değişmiştir. Ama bunların içinde benim en sevdiğim, açı değiştirmeyi öğrenmek oldu. Baktığım şeylere daha farklı açılardan bakmayı öğrendim seneler içinde. Ufacık bir açı değiştiğinde daha görebileceğiniz ne çok şey olduğunu fark ediyorsunuz. Bazen sorun aynı şeylere hep aynı yerden bakmamızdan kaynaklanıyor.

Hangi kelimeyi duymaktan hiç hoşlanmıyorsunuz?

Negatif duygular taşıyan hiçbir kelimeyi sevmem. 

Enerjiniz düştüğünde sizi toparlayan bir rutininiz var mı?

Kızımın varlığı ve yüreğime ektiğim tüm sevgiler, sıfırlanmış hissettiğim anlarda beni baştan yaratmaya yetecek gücü, enerjiyi bana verir. Mandala ve yoga yapmak da her zaman kendimi iyi hissettiren rutinlerimdendir.

Ne için yaşıyorsunuz?

Kendimi keşfetmek ve daha çok sevebilmek için.

EBRU’NUN ‘EN’LERİ

En son keşfettiğiniz yer?

Güzel lezzetlerin peşine düşmeyi severim.  Keşiflerim de tatlar yönünde oluyor genellikle. Aldığım duyumlara göre Suadiye’de ki Brasserie Noir sanırım son keşfim olacak.

Kendinizi en konforlu hissettiğiniz alan?

Benim için en konforlu yer daima sevdiklerimin yanıdır.

Aldığınız en yeni karar?

“İki hafta çikolata yemeyeceğim.” Bu kararı sürekli aldığım için yeniliğini hiç kaybetmemiş kararlarımın başında gelir.

Şehirde en sevdiğiniz semt?

Şehrin deniz gören her semtini severim.

En sevdiğiniz alıntı?

“Hayatta en büyük zevkim çok iyi yaptığım şeylerin başkaları tarafından tesadüfen öğrenilmesi.”

Hayatınızdaki en son yenilik?

“Ferda”nın okurları. Çok güzel ve özel bir paylaşımmış.

En sevdiğiniz kahve?

Filtre kahvede “Trader Joe’s”un vanilyalı kahvesi bir numaram. Türk kahvesinde de Adana Gar Kahvesi favorim.