Ebru Cündübeyoğlu: Katı Kurallar Bana Göre Değil

Onu tanıdığımız ilk günden bu yana çizgisini koruyan, kendine özgü tavrı, tarzı ile büyüleyen ve hiç şüphesiz yıllar geçtikçe güzelliğine güzellik katan bir oyuncu Ebru Cündübeyoğlu. Şimdilerde ise onu en az oyunculuk kadar heyecanlandıran başka şeyler var; Ferda Başarılı oyuncu Ebru Cündübeyoğlu, ilk romanı ile bikahvebisohbet’in konuğu…

Röportaj: İmge Balık İncesoy – imge@bikahvebikeyif.com

Hayatınızda nasıl bir dönemden geçiyorsunuz?

Etkileyici bir kadın hikayesi “Ferda”. Yazarken nasıl bir hazırlanma süreciniz oldu?

Tüm süreç 4,5- 5 yılımı aldı diyebilirim. Hikâye ve kurgusu kafamda çok netti. Uzun bir araştırma dönemim oldu. Alzheimer hassas bir konu olduğu için titiz bir araştırma sürecinden geçtim. Doktorlarla görüştüm, konu hakkında belli yayınları takip ettim, hasta yakınlarından bizzat deneyimledikleri hikâyeleri dinledim. Ayrıca karakterimin yetmişli yaşlarda bir felsefe profesörü oluşu ve fantastik romanlar yazması, benim için bu farklı iki alanda da uzun bir araştırma dönemini beraberinde getirdi. 

Bu satırları yazarken ilham periniz neydi?

Tek bir ilham perim olduğunu söyleyemem. Yani yazmak benim için bir keşif değil, bir süreç daha ziyade. O sırada fiziki olarak yazmıyorsam bile bir şekilde parçam olmaya devam ediyor. Bu eylemi ben zeytin ağaçlarına benzetiyorum. O çok uzun ömürlü verimini hiç kaybetmeyen zeytin ağaçlarının, verimli zeytinler verebilmesi için, ekildikten sonra aradan en az 15 yıl geçmesi gerekiyor biliyorsunuz. “Ferda” öncelikle bir film projesi olarak düştü aklıma. Sonrasında senaryomdan romanlaştırdım.

“Ferda”yı kimler, neden okumalı?

Ferda hayatın iplerini kendi elinde tutmaya aşık bir karakter. Bir seramik sanatçısının elleriyle çamura şekil vermesi gibi bizler de beyinlerimizle hayatlarımıza şekil veriyoruz. Sanırım birçoğumuz bu şekilde hissediyoruz. Benim isteğim okuyucuyu başka bir hayatın içine çekip orada onları kendi hayatlarıyla karşılamak. Elbette herkes kendine göre farklı bir şey bulacaktır, o yüzden çok ipucu vermek istemem. Kimileri tahlillerin, kimileri serüvenin peşine düşecektir. Aslında kontrolü yitirmekten dehşete düşecek bir karakterin hafızasını yitirmesiyle kontrolü hiç hissetmeden, usulca ve tamamen elinden bırakmak zorunda kalması sizde bir merak uyandırıyorsa, okunmasını öneririm.

Bir de tiyatro var… Tiyatronun ülkemizdeki gidişatı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hakan’la (Yılmaz) beraber bir oyun sahnelemeyi çok uzun zamandır istiyorduk. Kısmet bu zamanaymış. “Ölü’n Bizi Ayırana Dek” geçen sezon başladı. Çok keyifli bir oyun. Seyircimiz de bizi çok özlemiş, biz de onları tabii. Onlarla böyle güzel bir oyunla buluşmak bizi de çok mutlu etti. Birkaç sezon daha sürecektir. Tiyatro malum çok emek istiyor. Oyunculuk sizin için bir aşksa tiyatro yapmak kaçınılmaz oluyor. Aşk ve emekle yürüyen bir iş olduğu için iyi oyunlar her zaman var olacak diyelim, aynı aşkı seyircimiz de sağ olsun göstermeye devam ediyor.

Bu kadar yoğun çalışan bir kadının rutinleri, takıntıları, alışkanlıkları vardır diye tahmin ediyorum. Neler bunlar?

Çok fazla takıntılı olduğumu söyleyemem. Detaycı olduğum doğrudur. Detaycı olanların, hayatlarını zorlaştırdıklarını söylerler. Ben pek katılmıyorum buna. Çok küçük detaylarda çok büyük mutluluklar yakalarım. Alışkanlıkları sevmem. Yaşam körlüğü yaptığını düşünürüm. Katı kurallar, kaideler, -meli -malı’lı,  şartlı cümleler bana göre değil.

Sıradan bir gün sizin için nasıl başlayıp, ilerliyor?

Kahve, spor, müzik, kedim, yazılarım… gün bitti bile.

Her şeyi bırakıp, kaçıp gitmek istediğiniz bir an oldu mu?

Tabii dönem dönem olur. Ama dünya yuvarlaktır ne kadar kaçarsan kaç yine aynı yere geliverirsin. O yüzden kaçarak hiçbir şey halledilmez. Ara ara gelen o kaçma hissi ile idare edeceksin (gülüyor).

Şu sıra dünyada neler kızdırıyor sizi?Sevgisiz insanlar üzüyor beni. Kızamıyorum da sevilmedikleri için sevemediklerini düşünüyorum. Bu da beni üzüyor.

Kendinizde sevmediğiniz, törpülemek istediğiniz yanlarınız neler?

Kendim için bir şey istemek zor gelir bana. Sanırım bunu gözümde çok büyütüyorum. Törpülemek isterdim.

Yıllar geçtikçe, yaş aldıkça pek çok şey değişiyor. Sizde yıllar içerisinde neler değişti?

Herkes gibi yıllar içinde benim farkında olduğum ya da olmadığım pek çok şey değişmiştir. Ama bunların içinde benim en sevdiğim, açı değiştirmeyi öğrenmek oldu. Baktığım şeylere daha farklı açılardan bakmayı öğrendim seneler içinde. Ufacık bir açı değiştiğinde daha görebileceğiniz ne çok şey olduğunu fark ediyorsunuz. Bazen sorun aynı şeylere hep aynı yerden bakmamızdan kaynaklanıyor.

Hangi kelimeyi duymaktan hiç hoşlanmıyorsunuz?

Negatif duygular taşıyan hiçbir kelimeyi sevmem. 

Enerjiniz düştüğünde sizi toparlayan bir rutininiz var mı?

Kızımın varlığı ve yüreğime ektiğim tüm sevgiler, sıfırlanmış hissettiğim anlarda beni baştan yaratmaya yetecek gücü, enerjiyi bana verir. Mandala ve yoga yapmak da her zaman kendimi iyi hissettiren rutinlerimdendir.

Ne için yaşıyorsunuz?

Kendimi keşfetmek ve daha çok sevebilmek için.

EBRU’NUN ‘EN’LERİ

En son keşfettiğiniz yer?

Güzel lezzetlerin peşine düşmeyi severim.  Keşiflerim de tatlar yönünde oluyor genellikle. Aldığım duyumlara göre Suadiye’de ki Brasserie Noir sanırım son keşfim olacak.

Kendinizi en konforlu hissettiğiniz alan?

Benim için en konforlu yer daima sevdiklerimin yanıdır.

Aldığınız en yeni karar?

“İki hafta çikolata yemeyeceğim.” Bu kararı sürekli aldığım için yeniliğini hiç kaybetmemiş kararlarımın başında gelir.

Şehirde en sevdiğiniz semt?

Şehrin deniz gören her semtini severim.

En sevdiğiniz alıntı?

“Hayatta en büyük zevkim çok iyi yaptığım şeylerin başkaları tarafından tesadüfen öğrenilmesi.”

Hayatınızdaki en son yenilik?

“Ferda”nın okurları. Çok güzel ve özel bir paylaşımmış.

En sevdiğiniz kahve?

Filtre kahvede “Trader Joe’s”un vanilyalı kahvesi bir numaram. Türk kahvesinde de Adana Gar Kahvesi favorim.

Takip et

Leave A Reply

Navigate