Kendine Has Bir Kadın: Melis Danişmend

Müzik dünyasının ‘kendine has’ tavrı olan kadın müzisyenlerinden bir tanesi de hiç şüphesiz Melis Danişmend. 2016 yılında yayınladığı ‘Ve Ev’in ardından yeni şarkılarını duymayı özlediğimiz güzel sesi Melis, geçtiğimiz günlerde Pinhani ile küçük bir sürpriz yaptı. Peki Madem ile özlemi bir nebze de olsa dindiren Melis Danişmend ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Röportaj: İmge BALIK İNCESOY
Bu röportaj, bikahvebikeyif mag Ağustos 2018 sayısında yayınlanmıştır.

Sizinle en son “Ve Ev”i konuşmuştuk, üzerinden tam iki yıl geçmiş… Geçen bu süre içerisinde neler değişti, nasıl bir ruh hali içerisindesiniz bu aralar?

Bu aralar fena değilim. İşlerim yoğun olduğu zaman kendimi hep iyi hissediyorum. Gazete Kadıköy, Red Bull ve Sokrates dergiye yazılar yazmaya ve konserler vermeye devam ediyorum. Ve Ev’in yayınlanmasının hemen ardından ülkenin yaşadığı inişli çıkışlı süreçle birlikte zor zamanlarım oldu. Ama şu anda sular daha durgun. Ve berrak.

Melis Danişmend’in duruşunda hep bir tavrı, bir tarzı var. Bunun temelini oluşturan sihirli şey ne?

Teşekkür ederim (gülüyor). Bilmiyorum ki, ben ben olmaya devam ediyorum.

Pinhani ile tatlı bir ‘Peki Madem’ sürprizi yaptınız. Nasıl ortaya çıktı bu fikri?

Pinhani ile birkaç yıldır ortak çalışmalarımız oluyor. Birbirimizin sahnelerine konuk olduk, Sinan bir şarkısını son albümüme hediye etti, ben Nehirler Durmaz klibinde oynadım ve son olarak onların Anadolu turnesine misafir oldum. Turne bittikten sonra Sinan’dan, “Birlikte bir şarkı kaydedelim mi?” teklifi geldi ve çok kısa bir süre içerisinde Peki Madem ortaya çıktı. Sinan’ın yazdığı şarkıları çok seviyorum. Büyük zevkle onlara eşlik ettim. 

Fotoğraf: Eda Vatansever

Devamı gelecek mi bu birlikteliğin?

Önümüzdeki sezon yine Pinhani konserlerine konuk olacağım büyük ihtimalle. Birlikte çalışmaktan mutluluk duyduğum arkadaşlarım olduğu için seve seve yeni kayıtlar da yapabilirim onlarla.

Hayatımız hızlıca dijitalleşiyorken haliyle müzik piyasası da bundan etkileniyor. Artık bir şarkıya ulaşmak da, birilerine ulaştırmak da eskisinden daha kolay. Müzik piyasasındaki bu hızlı dijitalleşme sizce iyi bir şey mi? 

Müzik edinme, dinleme alışkanlıkları son 10 yıl içerisinde bambaşka bir noktaya geldi. Müzisyenlerin şarkılarını kitlelere ulaştırma konusunda rahat imkanlara sahip olmalarını ve bunu yaparken bağımsız kalabilme şanslarını olumlu buluyorum. Fakat bir yandan da bu her şeye ulaşabilme hali dinleyicinin çok hızla müzikten müziğe atlamasına neden oluyor. Tüketim hızlı olunca içeriğin etkisi de kimi zaman kalıcı olamıyor. Bir de müzik dijitalleşti ve dinleyici için kocaman bir dünyanın kapıları açıldı ama müzisyenin telif haklarında ve emeğinin karşılığını tam olarak alması konusunda epey sorunlar var. Rayına oturması da zaman alacak gibi görünüyor.

Sizin albümleriniz genel itibariyle belirli bir konsept içinde, tatlı tatlı bağlayıcı şarkılardan oluşuyor. Yeni albüm için böyle bir konsept belirlediniz mi?

Henüz bir konsept belirlemedim. Arada aklıma çeşitli temalar ya da fikirler geliyor ama bir albümün parçalarını oluşturacak kadar belirgin değil. Bir de giderek ‘tekli’lere dönülen bir zamandayız, belki ben de önceliği bir tekliye verebilirim.

Peki yeni albüm… Yakın mı gelmesi, heyecanlanmaya başlamalı mıyız?

Çok yakın değil. Ama çok uzakta olmaması için gayret edeceğim (gülüyor).

HEPİMİZ KENDİ İÇİMİZE HAPSOLMUŞ VARLIKLARIZ

Bir önceki röportajımızda şarkı sözlerinden dolayı ‘Melis ne zaman gülecek?’ diye soruyorlar dediğimde, “Ben de geçenlerde aynı şeyi düşündüm. Godot’yu bekler gibi, “Kız ne zaman gülecek?” bekleyişi var” demiştiniz. Yeni albümde Melis güler mi?

(Gülüyor) Melis kendi hayatında bol bol gülüyor da nedense şarkılarında biraz kızgın, küskün, melankolik. Sahnede bizi izleyenler bu kadar karamsar bir tablo olmadığını bilirler. Yeni şarkılarla birlikte bunu albümlere biraz daha yansıtma yolundayım.

Türkiye’deki müzik kültürü hakkında neler düşünüyorsunuz? Özellikle yeni işlere cesaret edebilme konusunda…

Türkiye’de müzik kültürü diğer pek çok alanda olduğu gibi dağınık bir şekilde yoluna devam ediyor. Bizde istikrar zor yakalanan bir şeydir. Türk müziğinin çok sağlam, zengin kökleri olmasına rağmen yakın dönemde ortaya çıkan işlerin hangi başlıklar altında nasıl analiz edileceğini tam bilmiyorum. Genel olarak bana “bir şeyler oluyor, geçiyor” gibi bir his veriyor daha çok. Belki tam adlandırmak ve hakkıyla inceleyebilmek için biraz daha süre geçmesi gerekiyor. Bir yandan da müzik ve sanatı olumsuz anlamda etkileyen onlarca faktörün olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Aslında sahip olduğumuz kadarına bile şükretmek gerekiyor galiba. 

“Şimdi Neredeler” röportajlarınızı severek takip ediyorum, dönüşlerden gördüğüm kadarıyla insanlar da eskileri özlüyor. Sizin Türkiye’de özlediğiniz yıllar, anlar var mı?

Geçmişle son derece barışık yaşayan biri olarak sık sık eski yılları özlediğim, andığım oluyor. Bilhassa 90’ları. “Şimdi Neredeler” için konuştuğum kişiler adeta zamanda yolculuk etmeme imkan verdi. Ve dediğiniz gibi, okuyucunun bu seriye olan ilgisinden ve yorumlardan anladığım kadarıyla o dönemleri hasretle anan da çok. Belki içinde bulunduğumuz yıllar bize yeterince ilginç ya da hatırlanası gelmiyor da eskiye bu kadar tutunuyoruz. Ya da belki bir 10 yıl sonra bugünler için de benzer şeyleri hissedeceğiz.

İstanbul’la aranız nasıl? Seviyor musunuz bu şehri?

Sevmemek mümkün değil. Doğduğum, büyüdüğüm şehir. Ama severken bir yandan da ona kızdığım, küstüğüm, söylendiğim oluyor. Ama sonra düşünüyorum, zavallıcığın suçu ne? Bunu ona yapan da yine insanlar, bizleriz.

Kendinize yabancılaştığınızı hissettiğiniz anlar yaşıyor musunuz?

Çok. Kendimi dışarıdan izlediğim, “Kim bu?” diye baktığım zamanlar olur. Hatta bazen sahnedeyken, “Ben n’apıyorum ya burada!” dediğim de (gülüyor). İnsanın bazen -çok abartmamak kaydıyla- kendine yabancılaşmasını da sağlıklı ya da maceralı buluyorum. Aslında bir yerde hepimiz kendi içimize hapsolmuş varlıklarız, şöyle biraz çıkıp hava almakta, uzaktan bakıp nerelerde saçmalıyoruz, nerelerde iyi gidiyoruz diye izlemekte fayda var.

Yakın gelecek için neler var kafanızda, hayat planlarınızda?

Daha çok şey öğrenmek, daha sakin olmak, sevdiğim işleri yaparak sevdiğim insanlarla bir arada yaşamak gibi temennilerim var.

Fotoğraf: Eda Vatansever

MELİS DANİŞMEND’İN ‘EN’LERİ

Yalnız kaldığında en sık dinlediğin şarkı?

Her zaman değişir.

Kendini en huzurlu hissettiğin yer? 

Evim.

Senin için en unutulmaz film karesi?

Çok var tabii ama Requiem for a Dream’de Ellen Burstyn’in birçok sahnesi benim için unutulmazdı.

En son gittiğin konser?

Londra Rough Trade’de tesadüfen yakaladığım ve çok beğendiğim Avustralyalı grup RVG.

Şehirde en sevdiğin semt?

Caddebostan.

En sevdiğin kahve?

Size söylemeye çekiniyorum ama çaycıyım ben.

Takip et

Bir cevap yazın