Mine Tugay: “Negatif duygulara konsantre olmuyorum”

Onun için zarafetin vücut bulmuş hali desek hiç abartmış olmayız. Oyunculuğu, zarif görünümü ve güzelliği ile her seferinde kendine hayran bırakan Mine Tugay, şu sıralar hayatının en huzurlu dönemini geçirirken, pozitif enerjisiyle etrafımızı sardığı keyifli röportajıyla bikahvebisohbet‘in konuğu oluyor.

Röportaj: İmge BALIK İNCESOY (Bu röportaj, bikahvebikeyif mag Şubat sayısında yayınlanmıştır.)

Uzun süredir ekranlarda göremiyoruz sizi. Nasıl gidiyor hayat?

Hayat kendi akışı içerisinde dingin gidiyor. Kısaca huzurlu diyebilirim. Yoga eğitimleri alıyorum bu zaman zarfında, biraz daha kendimle ilgilenme şansına sahip oldum bu bir iki sene içerisinde.

Bu ara en çok neler kafanızı meşgul ediyor?

Devrim Akkaya’dan “çakraların psikolojisi” eğitimi almaya başladım. Haritamız çakralar bu eğitimde. Dolayısıyla üzerine düşündüğüm şeyler; köklerimiz, travmalarımız, travmalarımızla başa çıkabilmek adına geliştirdiğimiz stratejiler. Toplumsal travmalarımız ve bu travmaların gelecek kuşaklara nasıl yansıyabileceği meşgul ediyor kafamı.

Televizyon projeleri konusunda oldukça seçici olduğunuzu biliyorum. Peki internet dizileri? Onlara nasıl bakıyorsunuz?

İnternet dizileri daha standardı yüksek, süresi konusunda makul ve ortaya çıkan işlerin niteliği konuşulabilinir bir durumda. Bu çok heyecan verici tabii. Sadece şahsi fikrim daha az deneysel yaklaşılır, sağlam hikayelere ağırlık verilirse çabuk tüketilen bir mecra olmaktan kendini kurtarır. Maalesef biz çok çabuk tüketen bir toplumuz.

Türkiye’de internet dizilerine ilgi artıyor,  dünya izleyicilerine de dokunmaya başlıyor. (Netflix’in ilk yerli yapımı Hakan Muhafız, belki de buna en iyi örneklerden. ) Ama bir yandan dijital servislere de RTÜK denetiminin olacağı söz konusu. Tüm bunlar çerçevesinde Türkiye’de oyunculuk yapmak nasıl ve bundan sonra nasıl olacak gibi duruyor?

Bu konu özgürlük alanını kısıtlayan, ama eskiden ti’ye alabildiğimiz bir konu iken şimdi daha ciddi bir boyuta varıyor gibi. Şikayet edip bunu bir tehdit olarak algılamak yerine “hikayemi başka nasıl anlatırım”ın peşine düşmek gerekli bence. Çünkü oyuncudan önce senaristlerin üretimini şekillendiren bir mevzu bu. Daha çok düşünmek, durmamak, alan daraldıkça daha da çok üretmek… Yapılabilecek bunlar gibi.

Oyunculuğun en çekilir ve en çekilmez tarafları ne?

Oyunculuğun karakter yaratma kısmı çok coşkulu bir süreç benim için, hele ki rol beni zorlayacaksa. Bir süre onunla yatıp kalkmak, nasıl yürür, nasıl konuşur vs bu detaylarla uğraşmak çok tutkulu oluyor benim için. Zaten bu yüzden vazgeçilmezim işim. En çekilmez demeyeyim ama en zor tarafı da anti-profesyonel bakış açılarına maruz kalmak ve var olmak için bütün bunlar yokmuş gibi davranmaya hapsolmak.

Gün sonunda mesleki anlamda kendinizi hep yüksek tutmayı nasıl sağlıyorsunuz?

Hep yüksek olamıyordum açıkçası. Pes etmeye meyledebiliyorum ben de bazen. Ama bu negatif duygulara konsantre olmuyorum, odağımı yaptığım işe duyduğum sevgiye çeviriyorum ve dengede kalıyorum.

Şu an geldiğiniz noktada hayat nasıl görünüyor?

En keyifli yaşıma girdim geçen sene. Bu yaşla birlikte farkındalıklar artıyor ve çözülmeler başlıyor, dönüşüm gerçekleşiyor. Hala aynı heyecanla aradığım çok şey var, öğrenmeye bayılıyorum. Hayat keşfedilecek milyonlarca şeyle dolu bir mucize.

Kendinizle aranız nasıl, hangi konularda ters düşüyorsunuz?

Kendimle yakınlaşırken, bazen sarsıcı bazen şaşırtıcı yüzleşmeler içindeyim bu ara. Ters düştüğüm konulardan biri aceleciliğimdi ve bu, akışı kilitleyen bir ivme haline gelebiliyordu. Çok şükür ki kendinize dair farkındalıklarınız arttıkça mutlaka bir anahtarını buluyorsunuz bu yanlış kodlanmışlıkların.

Hayatınızın bir büyük bölümünü kaplayan yoga yolculuğunuz var bir de… Nasıl başladı hikayeniz?

Kendime verdiğim en özel hediye diyebilirim yoga için. Çünkü duraksız ve tutarsız bir çalışma temposu içinde doğru nefes almayı bile unutabiliyor insan. Bir de yeterince stresli bir yerde yaşıyoruz. O stres döngüsünden kurtulmak için, kendini keşfetmek, bedeni ruhu ve zihni eğitmek için müthiş bir öğreti yoga. Daha fazla derinleşmek ihtiyacı duyduğum içinde eğitimlere başladım ve hiç bitmesini istemediğim bir yolculuk benim için.

Son zamanlarda en çok nelere şaşırıyorsunuz?

İnsanlardaki o onulmaz güce rağmen pasif kalmayı tercih etmelerine. Her şeyin normalleşmesine, duyarsızlığa.. Şaşırmakla birlikte üzülüyorum da.

Herkesin hayatta bir varoluş sebebi vardır ya hani. Sizin bu hayattaki rolünüz nedir?

İnsan olmak.

“Bir gün olacak… ” dediğiniz şey.

Kendimle ilgili; “Bir gün o kitabı yazacağım”.. Dünyayla ilgili; “Bir gün herkes güzelliğe ve iyiliğe tekrar inanacak”..

Evde keyfinizi, motivasyonunuzu artıracak ritüelleriniz var mı?

Yoga yapmak, meditasyon yapmak, müzik dinlemek.

Geçmişten biriyle sohbet edip, kahve içecek olsaydınız kim olsun isterdiniz?

Marilyn Monroe. Kendi olabildiği bir ortamda onunla sohbet etmek isterdim.

MİNE’NİN ‘EN’LERİ

Evde en sevdiğin köşe?

Yatağım.

Şehirde kendini en huzurlu hissettiğin yer?

Yoga stüdyoları.

Son zamanlarda en sevdiğin şarkı?

Falling for You (acoustic mix) / Morgan Page

En büyük hayalin?

Küçük küçük çok hayalim var:)

En sevdiğin film?

Son dönemde çok beğendiğim iki film; Roma ve Green Book.

En sevdiğin kahve?

Pek aram yok kahveyle ama Osmanlı kahvesiyle yeni tanıştım ve çok sevdim.

Takip et

Leave A Reply

Navigate