Yasemin Mori: “Aşkın ve yaratıcı gücün peşindeyim”

Değişim rüzgarlarına kendisini bırakmaktan korkmayan, üreten ve her daim yaratıcı olmayı seçen isimlerden birisi Yasemin Mori. Geçtiğimiz aylarda dördüncü stüdyo albümü Estrella ile hayranlarının pek de alışık olmadığı ‘yeni’ tarzı ile karşımıza çıkarken, “Hayvanlar benzeri şarkıların durmadan tekrarlandığı albümler yapsaydım kendimden ve hayatımdan ölesiye sıkılırdım” diye anlatıyor duygularını. Müzik dünyasının ilham alınası ismi Yasemin Mori ile müzik kariyerini konuştuk.

Röportaj: İmge BALIK İNCESOY – imge@bikahvebikeyif.com

Şu günlerde nasıl bir ruh hali içerisinde Yasemin Mori? 

Dışarıdaki hava ile çok uyumlu bir ruh hali içindeyim, bir türlü gelemeyen bahar bende de aynı. Kendi karanlığımla güneşim arasında gidip geliyorum.  Miyazaki’nin “Totoro”sundaki uçan kedi otobüsü gibi hissediyorum, karanlıklar içinde kendi ışığımla yoluma bakıyorum.

Şu an yolun neresindesin?

Miles Davis’s şöyle bir lafı var… “yanlış notayı çalıp çalmadığını belirleyen şu an bastığın nota değil bir sonra bastığın notadır” Bu söz bana epey ilham veriyor, bazen bir nota yanlış duyulabilir ama sonrasında öyle bir şey ile onu tamamlarsın ki çok daha farklı ve iyi bir duygu yakalarsın. Hayatta hiçbir hata yoktur, sadece seçimler vardır ve bu seçimleri kendi yararına kullanabilmen için her sabah, her dakika yeni bir fırsat yaratabilirsin. İşte ben de tam da bu noktadayım, kendi yolumu her gün daha fazla seviyorum.

2008’den bu zamana kadar geçen süre içerisinde izlediğin yol, sence nasıl bir yoldu?

Zihnimin akışına, kalbimin ritmine uyan, ruhumun özgür  hissettiği, mutlu olduğum, doğru olduğunu hissettiğim yerde durduğum, hayat yolum ile sanat yolumun paralel  gittiği bi yol.

Geçen bunca yıl sana neler öğretti?

İç sesimi daha iyi dinlemenin önemini. Her zaman her şeyin bütün ve tek bir şey olduğunu. Düşüncen neyse tezahürününde o olduğunu.

Anlaşılmayı beklemiyorum, bu çılgınlık olur.

Estrella ile birlikte tarz değişikliğine gitmen de konuşuldu. Kastettikleri ‘yeni’ tarz ile eskisi arasındaki farkın ne?

Müzik yaparken iki şeye çok önem veriyorum birincisi tamamiyle yenilikçi bir üslup, bir düşünce taşıması ve beni müzikal olarak ya da süreç olarak, denediğim şey açısından heyecanlandırması. Hayvanlar ile Finnari Kakaraska arasındaki süreçte deneysel müziklerin içinden geçtim, deneysel birçok şarkı ürettim, dinleyici olarak da öyle uç noktalarda müzikler dinledim ki sınırlarımı kaybetmeye başladım. Estrella’da kendi müzikal zevklerimi değil de beni insanlara yakınlaştıracağını düşündüğüm müziği yapmaya gayret ettim. Doğru bir karar mıydı bunu ben bile bilmiyorum. Buna ancak bir sonraki adımım ile karar vereceğim. Bu albüm belki de beni bana daha fazla yaklaştıracak bir sıfır noktasıdır.

Bu konuda yeterince anlaşılamadığını düşündüğün zamanlar oldu mu? 

Anlaşılmayı beklemiyorum, bu çılgınlık olur. Hissedilmek benim için önemli. Ben bir dünya sunuyorum buna yakın hissedenler olabilir, hissetmeyenler olabilir. Genel olarak beni ve müziğimi yakalayan insanların beni en doğru şekilde duyumsadığının farkındayım.

İlk albümden bu yana hayranlarının senden beklentisi hep yüksek oldu. Bu senin ruhuna, müziğine nasıl tezahür ediyor?

Bu biraz can sıkıcı gerçekten. Hayvanlar çok sevildi ama sonra Deli Bando ile yepyeni bir evren yaratabildik, Finnari Kakaraska ile fantastik hikayeler anlatabildim bunların hiç birinin olmadığı Hayvanlar benzeri şarkıların durmadan tekralandığı albümler yapsaydım evet daha büyük kitlelerle yerini daha sağlamlaştırmış biri olurdum ama kendimden ve seçtiğim yaşantıdan ölesiye sıkılırdım ve müziği ne zaman bırakacağımı hesaplıyor olabilirdim. Ruhumda arayış var, anarşi var maceraların, aşkın ve yaratıcı gücün ve zekanın peşindeyim.

Ünlü bir müzisyen olmanın en çok nesini seviyorsun?

Bedava konser biletleri (Gülüyor) ve diğer müzisyenlerle yapılan paylaşımları.

“İnsana acı veren bir neşesi var.” demiş bir hayranın senin için. Sen nasıl yorumluyorsun bu durumu?

Bu yorumun yapıldığı röportajda neşeli değildim, acı çekiyordum. acı çekerken giydiğim kıyafeti söylemiş. gerçek neşe acı vermez kimseye, bilakis bulaşıcıdır.

Son dönemde en çok neyin üzerine düşünüyor ya da sorguluyorsun?

Çok fazla şey. Müziğimle ilgili birçok şey sorguluyorum, insan ilişkileri, sosyallik, yalan dünya belki en çok da sosyal medya! Özel yaşamıma çok düşkün biriyim ve sürekli sosyal medyada olmak yaratıcı alanımı kısıtlıyor gibi hissediyorum,  Burada denge arayışındayım.

Kendinle ilgili nelere şaşırıyorsun?

Diğer insanlara zor gelen şeyleri kolayca yapabilmem ama herkesin çok kolaylıkla yapabildiği bir çok şeyi bir o kadar becerememem beni şaşırtıyor (Gülüyor).

Hayata nasıl bakıyorsun, neler mutlu etmeye yeter, neleri fark etmek hoşuna gidiyor?

Geçenlerde izlediğim Burning isimli filmde kadın karakterin bahsettiği bir şey vardı., Afrika’da bir kabilede anlatılan büyük açlık ve küçük açlık kavramları onu etkiliyor ve büyük açlık dansını mümkün olan hissettiği her yerde yaparak kendisini doğayla bütünlüyor. Büyük açlık dediğinin üzerine oldum olası düşünmüşümdür. Hayatta korunma, ihtiyaçlarını karşılama ve bunları daha da lüks hale getirmek küçük açlık olarak kavramsallaştırılıyor. Büyük açlık ise bir kimsenin evrenle olan münasebeti, dans. Paulo Coelho’nun o efsanevi eseri Simyacı’da kişisel menkıben olarak geçiyor, hayat yolun seni ve hayatını anlamlı ve efsanevi kılacak olan, sana has olan, kalbine fısıldanan yazgı. İşte insanın peşinde koşması gereken, kalbini ruhunu adaması gereken şey bu.

Karşında boş bir duvar var, duvar yazısı ne yazarsın?

Dirim kısa ölüm uzundur cehennette!

Bir gün mutlaka… dediğin şey?

Piyano çalacağım ve dünyayı gezeceğim.

YASEMİN’İN ‘EN’LERİ

En son izlediğin film?

Gazete duvar için bir yazı yetiştirken Jim Jarmush “Dead Man”a daldım bi kere daha.

En sevdiğin semt?

Eminönü 

En huzurlu hissettiğin yer?

Evim ama belki daha da iyisi orman.

Aldığın en yeni karar?

Geçmişle hesaplaşmaları bırak bugüne bak.

En sevdiğin kahve?

Eski atölyenin yan komşuları Kurukahveci Mehmet Efendi’nin espressonu potta pişirmek, her sabah en sevdiğim şey.

“Hayatımın fon müziği olur” dediğin şarkı?

Ornette Coleman Lonely Woman

Sanatçı, ikonik bir isim ya da tarihi bir karakter… Kiminle oturup bir kahve içmek isterdin?

Sabahattin Ali ile bir türk kahvesi baya iyi olabilirdi. Van Gogh’la kahve haricinde bir şeyler içmek isterdim, Nick Cave ve Jim Jarmush ile trende karşılıklı oturup likörlü bir kahve baya zihin açıcı olurdu herhalde.

Takip et

Leave A Reply

Navigate